<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Önemli Bilgiler &#187; Bilim</title>
	<atom:link href="http://www.onemlibilgiler.com/index.php/category/bilim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onemlibilgiler.com</link>
	<description>Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için çoğunluk bilgisizdir  -  La Bruyere</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 10:13:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İnsan Hafızası Nasıl Çalışır?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insan-hafizasi-nasil-calisir</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 15:38:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[algılama]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin hücresi]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza teknikleri]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[hatırlama]]></category>
		<category><![CDATA[insan beyni]]></category>
		<category><![CDATA[insan hafızası]]></category>
		<category><![CDATA[kısa süreli hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[sensör evre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun süreli hafıza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=625</guid>
		<description><![CDATA[Hafızanız hakkında ne kadar çok şey bilirseniz onu nasıl geliştirmeniz gerektiğini de o kadar iyi bilirsiniz. Bu yüzden de hafızanızın nasıl işlediğini anlatan bu yazıda kendiniz için yeterli bilgi bulabileceğinizi düşünüyoruz. Bebeğinizin ilk ağlayışı&#8230; Büyükannenizin yaptığı kurabiyelerin tadı&#8230; Okyanus esintisinin kokusu. Bunlar hayatınızın devam eden tecrübelerini oluşturan hatıralardır. Size kendinizi anlatırlar. Tanıdığınız insanlarlayken ve yerlerdeyken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Homer_remembering.jpg" rel="lightbox[625]"><img class="size-full wp-image-626     alignleft" title="Homer_remembering" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Homer_remembering.jpg" alt="" width="335" height="429" /></a>Hafızanız hakkında ne kadar çok şey bilirseniz onu nasıl geliştirmeniz gerektiğini de o kadar iyi bilirsiniz. Bu yüzden de hafızanızın nasıl işlediğini anlatan bu yazıda kendiniz için yeterli bilgi bulabileceğinizi düşünüyoruz.</p>
<p>Bebeğinizin ilk ağlayışı&#8230; Büyükannenizin yaptığı kurabiyelerin tadı&#8230; Okyanus esintisinin kokusu. Bunlar hayatınızın devam eden tecrübelerini oluşturan hatıralardır. Size kendinizi anlatırlar. Tanıdığınız insanlarlayken ve yerlerdeyken bu anılar geçmişinizle şimdiniz birbirine bağlar, geleceğinizin iskeletini oluşturur. Yani bizi biz yapan şey hatıralarımızdır.</p>
<p>Çoğu insan hatırlar sahip oldukları bir şeymiş gibi konuşur. İyi görmeyen gözleri ya da güzel saçları gibi. Fakat hafıza vücudunuzun bir parçası gibi varlığını sürdürmez. Dokunabileceğiniz bir şey değildir. Hafıza, hatırlama sürecine işaret eden bir kavramdır.</p>
<p>Geçmişte çoğu uzman hafızayı, içinde bilgilerin saklandığı ayrı hafıza dosyaları gibi anlatmayı severdi. Diğerleriyse hafızayı, insan kafasının altında bulunan nöral süperbilgisayarlara benzetiyordu. Fakat bugün uzmanlar, hafızanın bundan çok daha karmaşık ve anlaşılmaz olduğuna, beynin tek bir noktasında bulunmadığına ve beynin genelinde gerçekleşen bir süreç olduğuna inanıyor.<span id="more-625"></span></p>
<p>Bu sabah kahvaltıda ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Aklınıza yalnızca bir tabak içinde peynir zeytin geliyorsa bunu sıra dışı bir nöral yoldan çekip almamışsınız demektir. Bu anı, son derece karmaşık bir yapıcı gücün, her birimizde varolan ve beyne yayılmış ağ biçimli hücrelerden gelen bambaşka izlenimleri bir araya getiren bir gücün sonucudur. ‘Hafızanız’ her biri anıların yaratılması, depolanması ve yeniden hatırlanması konusunda farklı roller oynayan bir sistemler grubundan oluşur. Beyin bilgiyi normal olarak işledikten sonra tüm bu farklı sistemler mükemmel bir biçimde birlikte çalışarak bağlı düşünceleri oluşturur.</p>
<p>Tek bir anı gibi görünen şey, aslında karmaşık bir yapıdır. Eğer bir nesneyi düşünürseniz (örneğin kalem diyelim) beyniniz bu nesnenin adını, biçimini, fonksiyonunu ve sayfaya değdiğinde çıkardığı sesi hatırlayacaktır. Bir kalemin nasıl olduğuna dair anıların her bir parçası, beynin farklı bölgelerinden gelir. Kalemin bütüncül olarak imgesi, beyin tarafından farklı bölgelerden aktif olarak yeniden yapılandırılır. Nörologlar, bu bölümlerin tutarlı bir bütün oluşturmak üzere nasıl bir araya geldiklerini henüz anlamaktadır.</p>
<p>Bisiklete biniyorsanız bisikleti nasıl kullandığınızın hatırası, bir dizi beyin hücresinden gelir. Buradan başka bir adrese nasıl gittiğinizin hafızası başka bir hücreden gelir. Bir araba tehlikeli biçimde size yaklaştığında hissettiğiniz korku hafızası da başka bir hücreden gelir. Fakat farklı farklı gerçekleşen bu zihinsel tecrübeleri siz hiç fark etmezsiniz. Zaten bu anıların beynin başka bölgelerinden geldiğini de bilmezsiniz. Çünkü bir arada çok güzel bir uyum içinde çalışırlar. Aslına bakılırsa uzmanlar nasıl hatırladığınız ve nasıl düşündüğünüz arasında kesin bir farklılık olmadığını bile söylüyor.</p>
<p>Elbette bu bilim adamlarının sistemin nasıl işlediğini tam olarak buldukları anlamına gelmez. Hâlâ hatırlama işini tam olarak nasıl gerçekleştirdiklerini ya da hatırayı çağırma sürecinde neler olduğunu anlayabilmiş değiller. Beynin hatıraları nasıl düzenlediği ve bu hatırların nereden alınıp nerede depolandığına dair araştırmalar, onlarca yıldır beyin araştırmacıları için bitmek bilmeyen bir konu olmuştur. Fakat bilinçli tahminler yürütebilecek kadar bilgi vardır. Hafıza süreçleri kodlamayla başlar, depolamayla sürer ve sonunda da geri getirme gerçekleşir.</p>
<p><strong>Hafıza Kodlama</strong></p>
<p>Hafızanın oluşturulmasında ilk adım kodlamadır. Bu, kökenini duyulardan alan ve algıyla başlayan biyolojik bir fenomendir. Örneğin âşık olduğunuz ilk kişinin hatırasını düşünün. O kişiyle karşılaştığınızda görsel sisteminiz büyük olasılıkla göz ve saç rengi gibi fiziksel özellikleri kaydetmiştir. İşitsel sisteminiz de gülüşlerinin tınısını almış olabilir. Büyük olasılıkla kokuları da aklınızda yer edindi. Dokunuşlarını hissetmiş bile olabilirsiniz. Bu ayrı duyguların her biri beynin bu algıları tek bir tecrübe altında, o kişiye ait tecrübeniz altında toplamasını sağlayan beyin çıkıntısı isimli kısmına gider.</p>
<p>Uzmanlar, frontal korteks adı verilen beynin bir başka kısmıyla beraber beyin çıkıntısının bu çeşitli sensör girdileri analiz etmekle ve hatırlanmaya değer olup olmadığına karar vermekle yükümlü olduğuna inanıyor. Eğer öylelerse uzun dönemli hafızanızın bir parçası olabiliyorlar. Daha önce de belirtildiği üzere bu farklı bilgi parçaları, beynin farklı bölgelerinde depolanıyor. Bu parçaların daha sonra nasıl tanımlanıp geri getirildiği ve tutarlı bir hafıza oluşturduğuysa henüz bilinmiyor.</p>
<p>Hafıza algıyla başlasa da elektrik ve kimya dili kullanılarak kodlanır ve depolanır. Çalışma biçimi de şudur: Sinir hücreleri, sinir kavşağı adı verilen bir noktada diğer hücrelerle bağlanır. Beyindeki tüm faaliyetler, mesajlar taşıyan elektrikli dürtülerin hücreler arasındaki boşluklardan atladığı bu sinir kavşaklarında olur.</p>
<p>Bir nabzın bu boşluktan elektrikle atımı, sinir taşıyıcısı (nörotransmitter) adı verilen kimyasal ileticilerin salınımını tetikler. Bu sinir taşıyıcıları hücreler arasındaki boşluklarda dağılarak kendilerini yakınlardaki hücrelere bağlarlar. Her bir beyin hücresi, buna benzer binlerce bağlantı kurarak tipik bir beyne yaklaşık 100 trilyonluk sinir kavşağı verebilir. Bu elektrikli dürtüleri algılayan beyin hücresi kısımlarına dendrit adı verilir. Dendritler, yakınlardaki beyin hücrelerine ulaşabilen beyin hücresi tüyleridir.</p>
<p>Beyin hücreleri arasındaki bağlantı kesin değildir. Sürekli değişir. Beyin hücreleri, farklı bilgi işleme türlerinde uzmanlaşan gruplar hâlini alarak bir ağ içinde çalışır. Bir beyin hücresi bir diğerine sinyal gönderirken ikisi arasındaki sinir kavşağı kuvvetlenir. Aralarındaki sinyal gönderisi ne kadar artarsa bağ da o kadar artar. Böylece her yeni tecrübeyle beyniniz fiziksel yapısını yavaşça değiştirir. Aslında beyninizi nasıl kullandığınız, beyninizin nasıl organize olacağına karar vermesinde yardımcı olur. Bilim adamlarının yoğrukluk adını verdiği bu esneklik sayesinde beyniniz hiç hasar almamış gibi kendini yeniden programlayabilir.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/memory2.jpg" rel="lightbox[625]"><img class="size-full wp-image-628 alignleft" title="memory2" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/memory2.jpg" alt="" width="259" height="321" /></a>Dünyayı öğrenip deneyimledikçe ve sinir kavşaklarıyla dendritlerde değişimler yaşandıkça beyninizde daha fazla bağ yaratılır. Beyin tecrübelerinize bir cevap olarak kendini tekrar tekrar düzenler; tecrübe, eğitim ya da çalışmayla ortaya çıkan dış girdilerin etkileriyle tetiklenerek hatırları oluşturur.</p>
<p>Bu değişimler kullanımla güçlenir ve siz yeni bilgiyi öğrenip tekrar ettikçe beyinde karmaşık bilgi ve hafıza devreleri yapılanır. Örneğin bir şarkıyı arka arkaya çalarsanız belli hücrelerin belli bir sırayla canlandırılması, bu canlandırmanın daha sonraları kolayca yapılmasını sağlar. Sonuç: O şarkıyı çalmada daha başarılı olursunuz. Daha hızlı ve daha az hatayla çalarsınız. Yeterince pratik yaparsanız mükemmel denilecek seviyeye ulaşırsınız. Fakat birkaç hafta çalışmaya ara verir, sonra da şarkıyı çalmaya kalkarsanız artık mükemmel olmadığınızı fark edebilirsiniz. Beyniniz, kısa bir süre önce çok iyi bildiğiniz bir şeyi unutmaya başlamıştır bile.</p>
<p>Bir hafızayı hiç silinmeyecek biçimde kodlamak için öncelikle dikkat vermelisiniz. Her zaman her şeye dikkat edemeyeceğinizden günlük karşılaştığınız şeylerin çoğu bir filtreden geçer ve yalnızca birkaç uyarıcı bilincinize geçer. Farkına vardığınız her şeyi hatırlıyor olsaydınız hafızanız daha sabah evden çıkmadan ağzına kadar dolardı. Bilim adamlarının emin olmadığı şey, uyarıcının sensör girdi evresinde mi yoksa beyin onun önemini algıladıktan sonra mı denetlendiği. Bilinen şeyse bilgiye verilen dikkatin hatırlama konusunda en önemli faktörü oluşturuyor olabileceği.</p>
<p><strong>Kısa ve Uzun Süreli Hafıza</strong></p>
<p>Bir hatıra oluşturulduğunda depolanması gerekir (ne kadar kısa olsa da). Çoğu uzman, hatırları üç biçimde sakladığımızı söyler: Önce sensör evrede, sonra kısa süreli hafızada, nihayetinde de (bazı hatıralar için geçerlidir) uzun süreli hafızada. Her şeyi beynimizde depolama ihtiyacı duymadığımızdan insan hafızasının farklı evreleri, bizi günlük olarak karşılaştığımız bilgi selinden koruyacak bir filtre görevi görür.</p>
<p>Hatıraların yaratılışı algıyla başlar. Algı sırasında bilginin işlenmesi, genelde saniyenin çok küçük bir parçası kadar süren kıs asensör evrede gerçekleşir. Görsel biçimler, ses ya da dokunma gibi bir algının uyarıcı geldikten bir süre sonra daha devam etmesine izin veren şey sensör hafızanızdır.</p>
<p>Bu ilk parıltıdan sonra algılanan his kısa süreli hafızada depolanır. Kısa süreli hafızanın oldukça sınırlı bir kapasitesi vardır. Aynı anda yirmi ya da otuz saniyeliğine yediden fazla bilgiyi tutamaz. Çeşitli hafıza stratejileri kullanarak bu kapasiteyi artırabilirsiniz. Örneğin 8005840392 gibi on haneli bir sayı kısa süreli hafızanız için çok uzun olabilir. Fakat telefon numarasıymış gibi bölümlere ayrıldığında 800-584-0392 siz telefon açana kadar kısa süreli hafızanızda kalabilir. Aynı şekilde bu numarayı kendinize tekrar ederek de kısa süreli hafıza saatini yeniden başlatma işlemini durdurabilirsiniz.</p>
<p>Önemli bilgiler yavaş yavaş kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktarılır. Bilgi ne kadar sık tekrarlanır ya da kullanılırsa uzun süreli hafızaya geçmesi ya da ‘kalması’ ihtimali o kadar fazla olur (Bu yüzden ders çalışmak insanların sınavlarda daha iyi sonuçlar almasını sağlar). Sınırlı olan, hızla kaybolan sensör ve kısa süreli hafızaların aksine uzun süreli hafıza, sınırsız ölçüde bilgiyi sonsuz bir zaman diliminde saklayabilir.</p>
<p>İnsanlar, önceden bildikleri bir şeylerle ilgili bilgileri daha kolay saklama eğilimindedirler, çünkü bu bilgi onlara daha çok şey ifade eder ve zaten uzun süreli hafızalarında bulunan bir bilgiyle zihinsel bağlantısını kurabilirler. Bu sebeple de ortalama bir hafızası olan biri belli bir konu hakkında daha derin bilgiler anımsayabilir.</p>
<p>Çoğu insan uzun süreli hafızayı genel olarak ‘hafıza’yı düşünürken kullanır. Ancak çoğu uzman, bilginin önce sensör ve kısa süreli hafızalardan geçmesi gerektiğini, sonra uzun süreli hafıza olarak saklanabileceğini söyler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rastgele Gerçekler Listesi</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=rastgele-gercekler-listesi</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 16:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[atlar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[gizli gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkındaki]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[köpekler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[rüya yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[rüyalar]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yunuslar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç rastgele gerçek duymaya ne dersiniz? Hepsi farklı konulardan hepsi de çok ilginç! - Çoğu at 25 ile 30 sene arasında yaşadığı hâlde kayıtlardaki en yaşlı at İngiltere’de doğmuş olan Yaşlı Billy. Billy, 62 yaşına kadar yaşadı. Bir atın hayatının ilk senesi insanın 12 senesine, ikinci senesi insanın 7 senesinde, sonraki üç sene ise dörder [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-604     alignleft" title="horse" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/horse.jpg" alt="" width="218" height="246" />Birkaç rastgele gerçek duymaya ne dersiniz? Hepsi farklı konulardan hepsi de çok ilginç!</p>
<p>- Çoğu at 25 ile 30 sene arasında yaşadığı hâlde kayıtlardaki en yaşlı at İngiltere’de doğmuş olan Yaşlı Billy. Billy, 62 yaşına kadar yaşadı. Bir atın hayatının ilk senesi insanın 12 senesine, ikinci senesi insanın 7 senesinde, sonraki üç sene ise dörder seneye eşit. Buna dayanarak Yaşlı Billy’nin yaklaşık 173.5 at yılı yaşadığını söylemek mümkün.</p>
<p>- Atların çok gelişmiş beş duyusu vardır: Tat alma, dokunma, işitme, koklama ve görme. Aynı zamanda enigmatik bir altıncı hisleri daha vardır ve bu, yüksek algıdır. Yüksek algı, insanlarda çok nadir görülür.</p>
<p>- Edebiyat, sanat ve rüya teorilerinde at çoğunlukla farklı anlamlara gelen bir semboldür. Kimi yerlerde güç ya da güzellik, kimi yerlerdeyse cinsel yeterlilik olarak dahi görülebilir. Atın renginin de pek çok sembolik anlamı vardır (siyah: gizem, tehlike; beyaz: doğum haberi) ve İncil’de Mahşerin Dört Atlısının renkleri bizzat verilir (beyaz, kırmızı, siyah ve renksiz at).<span id="more-603"></span></p>
<p>- Atlar, insan sesindeki duyguları ayırt edebilir.</p>
<p>- Antik Yunan’da bir yunus balığını öldürmek, dine küfür olarak görülüyordu ve ölümle bile cezalandırılabiliyordu. Yunanlılar yunuslara hieros ichthys ‘kutsal balık’ adını veriyorlardı. Aynı zamanda güneş tanrısı Apollo da Parnassus Dağı’nda Delphi kehanetini gördüğünde bir yunus kılığına girmiştir.</p>
<p>- Pliny, Heredot, Aelian ve Aristoteles gibi ünlü filozoflar, yunusların şefkatli, dost canlısı ve hatta ahlaklı doğalarından bahseder.</p>
<p>- Yunus balığının dişleri çiğnemek için değil yakalamak içindir. Çiğnemelerini sağlayacak çene kasları bulunmaz.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dolphin.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-605 alignright" title="dolphin" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dolphin.jpg" alt="" width="284" height="214" /></a></p>
<p>- Bazı yunuslar altmış kelimeye kadar anlama kapasitesine sahiptir ve bu da 2000 kadar cümle oluşturur. Aynı zamanda bilinçli olduklarına dair belirtiler de gösterirler.</p>
<p>- Bir yunusun ciğerindeki tek bir tatlı kaşığı dolusu su bile onu boğmaya yeter. İnsanın boğulması içinse ciğerinde altı tatlı kaşığı kadar su olması gerekir.</p>
<p>- Yunuslar insanlar gibi otomatik olarak nefes almaz ve genel anestezi geçirirlerse ölürler. Uykuları sırasında suyun yüzeyinde olmalıdırlar, havadelikleri açıkta kalmalıdır. Yunuslar tetikte olmak ve nefes alabilmek için uykularında beyinlerinin yalnızca yarısını kapatır.</p>
<p>- Antik Mısırlılar köpeklerine son derece saygı duyarlardı. Bir köpek öldüğünde sahipleri kaşlarınız kazıtıyor, saçlarına çamur sürüyor ve günlerce yüksek sesle yas tutuyorlardı.</p>
<p>- Köpek yavruları sezaryenle doğarsa ve anneye verilmeden önce temizlenirse bazen anneleri tarafından reddedilir.</p>
<p>- Bir köpeğin yüz şekli ne kadar ömrü olacağına delalettir. Keskin, belirgin yüzleri olup kurtları andıranlar daha fazla yaşar. Bulldog gibi düz yüzleri olanlarsa çoğunlukla daha az yaşarlar.</p>
<p>- Platon, “Bir köpekte filozof ruhu vardır,” demiştir.<br />
- Rönesans döneminde bağlılık ve sadakat sembolü olan detaylı köpek portreleri, tüm Avrupa’da mitolojik, alegorik ve dinî sanatta kendini gösteriyordu. Bunların arasında Leonardo da Vinci, Diego Velázquez, Jan van Eyck ve Albrecht Durer de var.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dogs_63.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-606 alignleft" title="dogs_63" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dogs_63.jpg" alt="" width="242" height="180" /></a>- Köpek yavruları kör, sağır ve dişsiz doğar.</p>
<p>- Harry Potter filmlerinde Mızmız Myrtle’ı canlandıran oyuncu aslında 37 yaşında ve bir Hogwarts öğrencisini oynayan en yaşlı aktrist.<br />
- Pek çok antik kültür, elmayı feminen bir sembol olarak görmüştür ve dikey olarak ikiye kesilmiş bir elmayı kadınların genital sistemine benzetmiştir. Aynı şekilde yatay olarak kesilmiş bir elma da iyi ve kötü arasındaki farkı anlamada önemli bir faktör olarak görülen pentagrama benzetiliyordu.</p>
<p>- Öpüşme hareketinin, annelerin sütten kesilme dönemlerinde çocuklarına çiğnedikleri katı gıdaları ağızdan vermeleriyle ortaya çıktığı söylenir.</p>
<p>- Eski dünyada taze süt içmek bir lüks olarak görülüyordu çünkü sütün saklanması çok zordu.</p>
<p>- Koku, yemeklere lezzetini veren en önemli şeydir. Tat, doku ve görüntü katkısı bu kadar büyük önem taşımaz. İnsanlar 20,000 farklı kokuyu ayırt edebiliyor.</p>
<p>- Mısır üzerindeki bir dizide eşit sayıda tane bulunur.</p>
<p>- Yaklaşık 27 milyon Amerikalı her gün McDonalds’ta yemek yiyor.</p>
<p>- Kadınlar şarabın etkisine erkeklerden daha açıktır ve bunun kısmî sebebi kadınların mide zarlarında alkolü düzgün biçimde katalizlemek için ihtiyaç duyulan enzimlerden daha az olmasıdır.</p>
<p>- Oenofobi, yoğun bir şarap korkusu ya da nefretidir.</p>
<p>- Hamile kadınlar çoğunlukla ilk üç aylık dönemlerinde başlayan yüksek koku duyarlığını tecrübe ederler. Kimi uzmanlar buna vücudun hamile bir kadını fetüs için zararlı yiyecekleri fark edebilmek için verdiği bir özellik gözüyle bakar.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/corn.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-607 alignright" title="corn" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/corn.jpg" alt="" width="262" height="192" /></a></p>
<p>- Pek çok kadın hamilelikleri döneminde yaşadıkları hormonal değişimlere ve ekstra vitamin tüketimine bağlı olarak daha kalın ve parlak saçlara sahip olur. Hamilelikte edinilen yeni saç hacmi, doğumdan üç ay sonra genelde dökülür.</p>
<p>- Mezuniyet, evlilik, yeni bir iş gibi pozitif olaylar bile depresyona sebep olabilir.</p>
<p>- Erkekler depresyonu kadınlardan genel olarak daha farklı yaşar ve başedebilme yolları da daha değişiktir. Örneğin kadınlar bu dönemde kendilerini çaresiz hissederken erkekler sinirlidir. Kadınlar kendilerini dinleyecek birilerini isterler, erkeklerse sosyal olarak içlerine kapanıp vahşi ya da hiddetli olabilirler.</p>
<p>- Yaşlı insanların beyni kimyasal anormalliklere karşı daha hassas olduğundan depresyon geçirme olasılıkları gençlere göre daha fazladır.</p>
<p>- Bilinçaltı teorileriyle psikiyatri çalışmalarında devrim yaratan Freud, depresyonun insanın kendisine çevirdiği öfkeden geldiğini farzetmiştir.<br />
- Yazar Sylvia Plath, depresyonunu koruma amacıyla hassas şeylerin üzerine kapatılan cam bir kubbe olan sırça fanusla tanımlamıştır. Bu metaforuyla hem ayrı olma hem de boğulma duygusunu anlatır. Ne başkalarının yanına gidebilmektedir ne de başkaları ona ulaşabilir.</p>
<p>- Pek çok yaratıcı birey depresyon geçirmiştir ve bunların arasında Roberth Schumann, Ludwig van Beethoven, Peter Tchikovsky, John  Lennon, Edgar Allan Poe, Mark Twain, Georgia O’Keefe, Vincent van Gogh, Ernest Hemmingway, F. Scott Fitzgerald ve Sylvia Plath da vardır.<br />
<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Depression.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-608 alignleft" title="Depression" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Depression.jpg" alt="" width="212" height="248" /></a>- Yunanlı filozof Aristoteles beynin asıl olarak ruhu sakinleştirmek için varolduğuna inanırdı. Artık beynin vücut ve akıldaki neredeyse tüm fonksiyonları idare ettiği biliniyor.</p>
<p>- Bir erkek randevusu için ne giyeceğine karar veremiyorsa mavi giymesi onun için olumlu olabilir. Araştırmalara göre kadınlar mavi giyen erkeklere daha çok çekildiğini hissediyor.<br />
- Online randevulaşma dünyasında kadınlar seri katillerle karşılaşmaktan çok korkuyor. Erkeklerse şişman kadınlarla karşılaşmaktan korkuyor. Ann Rule’a göre erkeklerin yaklaşık yüzde 3’ü psikopat ve bunun da yalnızca ufak bir yüzdesi seri katil.</p>
<p>- Eğer bir kadın çıktığı erkekten hoşlanmışsa yaptığı esprilere sıklıkla gülecek, kendi saçıyla oynayacak, bardak gibi herhangi bir nesneyle oynayacak, iltifatlar karşısında kızarak, dudaklarını bükecek ya da buruşturacak, kelimeleri şaşıracak ve erkeğe doğru yakın duracaktır.</p>
<p>- Araştırmalara göre erkekler yalnızca üç buluşma sonunda âşık olup olmadıklarını anlarken kadınlar ancak on dördüncü buluşmadan sonra bu kararı verebiliyor.<br />
- Bilim adamları erkek ve kadınların beyinlerinin daha farklı işlediğini saptadı. Bir işle ilgilenirlerken erkekler beyinlerinin aynı anda yalnızca bir tarafını kullanıyor ve tüm dikkat ve konsantrasyonlarını ellerindeki işe veriyorlar. Oysa kadınlar beyinlerinin aynı anda iki tarafını da kullanabiliyor ve bu da onları aynı anda birkaç şey yapabilecek hâle getiriyor.</p>
<p>- İnsan aynı anda hem rüya görüp hem de horlayamaz.<br />
- Çoğumuz her doksan dakikada bir rüya görürüz ve en uzun rüyalar 30 ile 45 dakika arasında sürer. Uzun rüyalar çoğunlukla sabahları görülür.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/05-07-dating.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-609 alignright" title="200170283-001" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/05-07-dating.jpg" alt="" width="191" height="219" /></a><br />
- Düşmeyle ilgili rüyalar genelde gecenin başında, uykunun birinci aşamasında gerçekleşir. Bu rüyalar sırasında sıklıkla miyoklonik çekilme adı verilen kas spazmları (kasılmaları) yaşanır ve çoğu memelide görülen bir durumdur.</p>
<p>- Kör olarak doğan insanlar rüyalarında görsel öğeler göremezler ancak yüksek hassasiyette bir tatma, dokunma ve koklama kabiliyetleri olur. Beş ile yedi yaşları arasında görme yeteneğini kaybedenler rüyalarında görsel imgeler görebilirler. Yedi yaşından sonra görme kabiliyetini kaybedenlerse rüyalarını ‘görmeye’ devam ederler ancak yaşları büyüdükçe görüntüler de solmaya başlar.</p>
<p>- Erkeklerin rüyaları çoğunlukla dışarıdadır, aksiyon odaklıdır ve kadınların rüyalarındakine nazaran daha fazla yabancı yüz içerir. Kadınların rüyalarıysa çoğunlukla iç mekanlarda geçer ve tanıdıkları, önemsedikleri insanlarla duygusal görüşmeler içerir. Erkekler kadınlara göre, asabiyet, talihsizlik ve korku, öfke, endişe, tiksinti gibi negatif duygular içeren rüyalar görür. Kadınların rüyaları daha arkadaş canlısı ve pozitiftir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ay’da Mülk Sahibi Olunabilir Mi?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/ay%e2%80%99da-mulk-sahibi-olunabilir-mi.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ay%25e2%2580%2599da-mulk-sahibi-olunabilir-mi</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/ay%e2%80%99da-mulk-sahibi-olunabilir-mi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 14:02:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Ay'da yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dennis hope]]></category>
		<category><![CDATA[dış uzay anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[galaksi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[lunar embassy]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[uzayda yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=575</guid>
		<description><![CDATA[Bu soru, mülkiyet derken neyin kastedildiğiyle tam olarak anlaşılabilir. 1967 Dış Uzay Anlaşması’na göre ülkeler Ay üzerinde mülk sahibi olamaz. Ancak bu anlaşmada bireylerin uzayda bir satın alıp alamayacağıyla ilgili hiçbir bilgi yok. Californialı bir girişimci/vantrilok olan Dennis Hope, bu boşluğu sonuna kadar kullanmış bir kişidir. 1980 senesinde Hope Ay’daki hakimiyetini ilan etti (bununla beraber [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-576 alignleft" title="moon" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/moon.jpg" alt="" width="244" height="288" />Bu soru, mülkiyet derken neyin kastedildiğiyle tam olarak anlaşılabilir. 1967 Dış Uzay Anlaşması’na göre ülkeler Ay üzerinde mülk sahibi olamaz. Ancak bu anlaşmada <em>bireylerin</em> uzayda bir satın alıp alamayacağıyla ilgili hiçbir bilgi yok. Californialı bir girişimci/vantrilok olan Dennis Hope, bu boşluğu sonuna kadar kullanmış bir kişidir. 1980 senesinde Hope Ay’daki hakimiyetini ilan etti (bununla beraber tüm güneş sistemindeki hakimiyetini de) ve şirketi Ay Elçiliği üzerinden arsa satmaya başladı. Uzaya giden ülkeler, Hope’un yaptığı işin yasallığını hemen reddettiler ve 1979 senesinde yapılmış olan Ay Anlaşması’na dikkati çektiler. Bu anlaşmaya göre bireyler yıldızlararası arsa yatırımına girişemez. Yine bir başka yasa deliği bulan Hope, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya reddettikten sonra hiçbir uzay milliyetinin anlaşmayı imzalamadığını söyledi. Fakat Ay Anlaşması olsun ya da olmasın, bir birey yalnızca kendi ülkesinin kararı olursa Ay üzerinde mülk sahibi olabilir. <span id="more-575"></span>Ve eğer ülkeler Ay’da mülk sahibi olamıyorsa insanlar da olamaz. Savunduğu tezin çok zayıf olmasına karşın Hope ciddi yatırımcılara esin kaynağı olmayı başardı. Bugüne kadar Ay Elçiliği 1.6 milyon dolardan fazla para kazandı. Eğer sizin de bu konuya ilginiz varsa 30 dolara kadar arsalar mevcut. Fakat tüm paranızı Ay’da harcamayın. Yeryüzünde de oldukça güzel yerler bulabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/ay%e2%80%99da-mulk-sahibi-olunabilir-mi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gökyüzü Neden Mavidir?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/gokyuzu-neden-mavidir.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gokyuzu-neden-mavidir</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/gokyuzu-neden-mavidir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 15:57:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[dalga uzunlukları]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[gökyüzü neden mavi]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilginç sorular]]></category>
		<category><![CDATA[ışık dalgaları]]></category>
		<category><![CDATA[komik sorular]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[neden gökyüzü mavidir]]></category>
		<category><![CDATA[önemli bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=567</guid>
		<description><![CDATA[Berrak ve güneşli bir günde üzerimizdeki gökyüzü parlak mavi görünür. Akşamları gün batımı kırmızı, pembe ve turuncudan oluşan muhteşem bir gösteri hazırlar bizlere. Peki gökyüzü neden mavidir? Gün batımını kızıl yapan şey nedir? Bu sorulara cevap verebilmek için ışık ve yeryüzünün atmosferi hakkında bazı şeyler bilmemiz gerek. Atmosfer: Atmosfer gaz molekülleri ve yeryüzünü çevreleyen diğer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/sky.jpg" rel="lightbox[567]"><img class="size-full wp-image-568 alignleft" title="sky" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/sky.jpg" alt="" width="378" height="283" /></a>Berrak ve güneşli bir günde üzerimizdeki gökyüzü parlak mavi görünür. Akşamları gün batımı kırmızı, pembe ve turuncudan oluşan muhteşem bir gösteri hazırlar bizlere. Peki gökyüzü neden mavidir? Gün batımını kızıl yapan şey nedir? Bu sorulara cevap verebilmek için ışık ve yeryüzünün atmosferi hakkında bazı şeyler bilmemiz gerek.</p>
<p>Atmosfer: Atmosfer gaz molekülleri ve yeryüzünü çevreleyen diğer maddelerin bir karışımıdır. Çoğunlukla nitrojen (yüzde 78) ve oksijen (yüzde 21) gazlarından oluşur. Argon gazı ve su (buhar, damla ve buz kristali biçiminde), en sık rastlanılan bir sonraki öğelerdir. Ayrıca toz, kurum, kül, polen ve okyanus tuzu gibi küçük katı partiküllerle beraber diğer gazlardan da az miktarlarda vardır.<span id="more-567"></span></p>
<p>Atmosferin oluşumu, bulunduğunuz yer, hava ve pek çok farklı şeye bağlı olarak değişiklik gösterir. Bir yağmur fırtınasından sonra ya da okyanus yakınlarında havada daha fazla su olabilir. Volkanlar, atmosferin üst kısımlarına kadar aşırı miktarda toz partikülleri çıkarabilir. Kirlilik de farklı gazlar, toz ya da kurum ekleyebilir.</p>
<p>Atmosfer yeryüzüne yakınlaştıkça yani aşağı noktalarda daha yoğun (kalın) olur. Yukarı çıkıldıkça da yavaşça incelir. Atmosfer ve uzay arasında keskin bir kırık yoktur.</p>
<p>Işık Dalgaları: Işık, dalgalar hâlinde yayılan ya da dolaşan bir tür enerjidir. Pek çok farklı tür enerji dalga olarak dolaşır. Örneğin ses titreyen hava dalgasıdır. Işık, titreyen elektrik ve manyetik alan dalgasıdır. Daha büyük titreyen elektromanyetik alanların küçük bir parçasıdır. Bu alana elektromanyetik tayf adı verilir.</p>
<p>Elektromanyetik dalgalar uzayda saniyede 299,792 kilometre gibi bir hızla ilerler. Buna ışık hızı adı verilir.</p>
<p>Işıma enerjisi, dalga uzunluğu ve frekansa göre değişir. Dalga uzunluğu, dalgaların üst noktaları (dalga tepesi) arasındaki uzaklıktır. Frekans, her saniyede geçen dalga sayısıdır. Işığın dalga uzunluğu ne kadar uzunsa frekansı ve içerdiği enerji de o kadar az olur.</p>
<p>Işığın Renkleri: Görünen ışık, gözlerimizin görebildiği elektromanyetik tayfın bir parçasıdır. Güneşten ya da bir ampulden gelen ışık beyaz gibi görünebilir ancak aslında birkaç rengin kombinasyonudur. Işığı prizmayla keserek tayftaki farklı renkleri görebiliriz. Ayrıca gökyüzünde bir gökkuşağı gördüğümüzde de tayflar görülebilir durumdadır.</p>
<p>Renkler sürekli olarak birbirlerine karışır. Tayfın bir ucunda kırmızılar ve turuncular vardır. Bunlar yavaş yavaş sarı, yeşili mavi, çivit mavisi ve mor renklerine bürünür. Renklerin farklı dalga uzunlukları, frekansları ve enerjileri vardır. Morun dalga uzunluğu, görünen tayftaki en kısa boyuta sahiptir. Yani frekansı ve enerjisi en yüksek renk mordur. En uzun dalga uzunluğuysa kırmızıdadır. Dolayısıyla kırmızının frekansı ve enerjisi en düşüktür.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/atmosfer.jpg" rel="lightbox[567]"><img class="size-full wp-image-569 alignright" title="atmosfer" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/atmosfer.jpg" alt="" width="335" height="243" /></a></p>
<p>Havadaki Işık: Işık, yoluna hiçbir şey çıkmadığı sürece uzayda düz bir çizgi hâlinde dolanır. Atmosferdeki yoluna devam ederken toz ya da gaz moleküllerine çarpana dek düz bir biçimde ilerler. Dolayısıyla ışığın başına gelecekler dalga uzunluğu ve çarptığı şeyin boyutuna göre değişir.</p>
<p>Toz partikülleri ve su damlaları, görünen ışığın dalga uzunluğundan çok daha büyüktür. Işık bu büyük partiküllere çarpınca yansır ve farklı yönlerde geri gönderilir. Işığın farklı renkleri partikül tarafından aynı biçimde yansıtılır. Yansıtılan ışık hâlâ aynı renkleri içerdiği için beyaz görünür.</p>
<p>Gaz molekülleri, görünür ışığın dalga uzunluklarından daha küçüktür. Işık bunlara çarparsa farklı biçimde hareket eder. Işık bir gaz molekülüne çarparsa bir kısmı emilebilir. Bir süre sonra molekül ışığı farklı bir yöne doğru yansıtır (serbest bırakır ya da dışarı verir). Yansıtılan ışık, emilen renk nasılsa yine aynı renktedir. Işığın farklı renkleri farklı şekillerde etkilenir. Renklerin her biri emilebilir. Ancak daha yüksek frekanslı olanlar (maviler) daha düşük frekanslılardan (kırmızılar) daha sık emilir. Bu işleme Rayleigh yayınması adı verilir (1870’lerde bu durumu ilk açıklayan İngiliz fizikçi Lord John Rayleigh’nin ardından bu isim uygun görülmüştür).</p>
<p>Gökyüzü Neden Mavidir?: Gökyüzündeki mavi rengin sebebi Rayleigh yayınımıdır. Işık atmosferde ilerledikçe uzun dalga uzunluklarının çoğu doğruca içinden geçer. Kırmızı, turuncu ve sarı ışığın bir kısmı havadan etkilenir.</p>
<p>Ancak daha kısa dalga uzunlukları olan ışıkların bir çoğu gaz moleküllerince emilir. Emilen mavi ışık daha sonra farklı yönlere yansıtılır. Tüm gökyüzüne bu şekilde dağılır. Hangi yöne baksanız dağılan bu mavi ışığın bir kısmı size ulaşır. Yukarı baktığınız her yerde mavi ışığı gördüğünüzden gökyüzü mavi görünür.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/sunset.jpg" rel="lightbox[567]"><img class="size-full wp-image-570 alignleft" title="sunset" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/sunset.jpg" alt="" width="427" height="319" /></a>Ufka daha dikkatli baktığınızda gökyüzünün rengi daha soluk görünür. Size ulaşmak için dağılan mavi ışık daha fazla havadan geçmek zorundadır. Bir kısmı da yine farklı yönlere doğru dağıtılır. Gözünüze daha az bir mavi ışık ulaşır. Ufka doğru gökyüzünün rengi daha soluk ya da beyaz görünür.</p>
<p>Gökyüzü ve Beyaz Güneş: Yeryüzünden bakıldığında güneş sarı görünür. Uzayda olsaydınız veya Ay’da, Güneş beyaz görünürdü. Uzayda güneş ışığını dağıtacak bir atmosfer yoktur. Yeryüzünde daha kısa dalga uzunlukları olan bazı ışıklar (maviler ve morlar) güneşin direkt ışınlarından dağılma yoluyla silinirler. Geriye kalan renklerin hepsi sarı görünür.</p>
<p>Ayrıca uzayda gökyüzü karanlık ve siyah görünür. Yani maviliğinden eser yoktur. Bunun sebebi atmosferin olmayışıdır. Gözünüze ulaşacak dağılmış bir ışık yoktur.</p>
<p>Gün Batımı Neden Kırmızıdır?: Güneş batmaya başladığında ışık size ulaşmadan atmosferin daha ileri noktalarına doğru ilerlemelidir. Işığın daha büyük bir kısmı yansıtılır ve dağılır. Size daha azı direkt olarak geldikçe Güneş de daha az parlak görünür. Güneşin kendisinin rengi de değişiyor gibi görünür. Önce turuncu olur, sonra da kırmızı. Bunun sebebi yine kısa dalga uzunluğu olan maviler ve yeşillerin dağılımıdır. Yalnızca daha uzun dalga uzunluğu olanlar, gözünüze kadar ulaşabilen direkt ışında kalır.</p>
<p>Batan güneşin etrafındaki gökyüzü, pek çok farklı renge girebilir. En harikulade görüntüler, havada çok sayıda toz ya da su partikülü olduğunda ortaya çıkar. Bu partiküller ışığı tüm yönlere dağıtır. Sonrasında ışığın bir kısmı size doğru geldiğinde daha kısa dalga uzunluğuna sahip olan renkler farklı ölçülerde dağıtılır. Daha uzun dalga uzunluklarını görürsünüz ve gökyüzü kırmızı, pembe ya da turuncu görünür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/gokyuzu-neden-mavidir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Fobi Nasıl İyileştirilir?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/bir-fobi-nasil-iyilestirilir-2.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bir-fobi-nasil-iyilestirilir-2</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/bir-fobi-nasil-iyilestirilir-2.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 15:50:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[bir araya getirme metodu]]></category>
		<category><![CDATA[davranış bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[duyarsızlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[fobi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[fobi tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[fobiler]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçla tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[korku tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal fobi]]></category>
		<category><![CDATA[taşma yöntemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Daha önceki haberlerimizde ilginç fobilere, insanların korktukları şeylere yer vermiştik. Bu kez de fobilerin çözüm yollarından bahsedelim istedik. İşte fobilerin çözümü için kullanılan geleneksel ve henüz gelişmeye başlayan, umut vaad eden yollar. 1. Taşma: Bu yöntem sayesinde hastalar örümcek gibi, kuş gibi, vs. Korkulan nesneler ya da şeylere karşı dayanıklılık göstermeyi başarıyor ancak bunun  için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/social_phobia.jpg" rel="lightbox[564]"><img class="size-full wp-image-565 aligncenter" title="social_phobia" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/social_phobia.jpg" alt="" width="308" height="396" /></a></p>
<p>Daha önceki haberlerimizde ilginç fobilere, insanların korktukları şeylere yer vermiştik. Bu kez de fobilerin çözüm yollarından bahsedelim istedik. İşte fobilerin çözümü için kullanılan geleneksel ve henüz gelişmeye başlayan, umut vaad eden yollar.<span id="more-564"></span><br />
1. Taşma: Bu yöntem sayesinde hastalar örümcek gibi, kuş gibi, vs. Korkulan nesneler ya da şeylere karşı dayanıklılık göstermeyi başarıyor ancak bunun  için öncelikle bu hayvanların ya da şeylerin olduğu bir odaya girmesi ya da bu şeylerin etrafında olduğu bir yere uzun süre maruz kalması gerekiyor. Yani çilesi çekilmeden kaymağı yenilmiyor. Bu yöntemin eksi yanı, hastaların bu tarz kaçması zor bir tedaviyi kabul etmek istememeleri.</p>
<p>2. Duyarsızlaşma: Bu yöntemle hastaların korkulan nesneye maruz kalma süresi arttıkça bu durumla baş edebilmeleri için kas rahatlatma teknikleri uygulanıyor. Bu terapinin olumsuz yanı, hastaların özgüvenlerinin azalması. En azından terapistler böyle bir gözlem yaptıklarını iletiyor.</p>
<p>3. İlâçla Tedavi: Paniği azaltmak ve özgüveni artırmak için monoamine oxidase (MAO) adı verilen yavaşlatıcı anti-depresanlar fobi tedavilerinde kullanılabiliyor. Bu tedavi yönteminin yan etkileriyse cinsel becerilerde azalma ve kilo artışı.</p>
<p>4. Yeniden Bir Araya Getirme: Fobi ya da korkunun geri gelmesini önleyecek bilgilerle travmatik hatırları yeniden hazırlayan noninvazif metodlar, bu tedavi sürecinde kullanılır. Bu tedavi yöntemiyle ilgili olarak kullanışlılık ve dayanıklılık yönlerinden hâlâ kesin bir sonuç elde edilmiş değil ancak laboratuvar sonuçları umut vaad ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/bir-fobi-nasil-iyilestirilir-2.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüm Zamanların En İyi Soruları – Bölüm III</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/tum-zamanlarin-en-iyi-sorulari-%e2%80%93-bolum-iii.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tum-zamanlarin-en-iyi-sorulari-%25e2%2580%2593-bolum-iii</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/tum-zamanlarin-en-iyi-sorulari-%e2%80%93-bolum-iii.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 12:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bayat ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[big bang]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[bira rengi]]></category>
		<category><![CDATA[büyük patlama]]></category>
		<category><![CDATA[deja vu]]></category>
		<category><![CDATA[güvercin kafaları]]></category>
		<category><![CDATA[helyum balonu]]></category>
		<category><![CDATA[kabin ışıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kabus]]></category>
		<category><![CDATA[kainat soğuğu]]></category>
		<category><![CDATA[kaşınmak]]></category>
		<category><![CDATA[kendi kendine konuşmak]]></category>
		<category><![CDATA[matematik müziği]]></category>
		<category><![CDATA[merak edilen sorular]]></category>
		<category><![CDATA[metal plaka]]></category>
		<category><![CDATA[parmaklarımız]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[prostetik]]></category>
		<category><![CDATA[seçkisiz sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[streç film]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk kanatları]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uzay araçları]]></category>
		<category><![CDATA[yer çekimi]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım enerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[1. Bayatladıklarında kek ve ekmek neden sertleşir de bisküviler yumuşar? - Bu durum üzerine pek çok kitap yazılmıştır. Ekmek için asıl cevap, undaki nişasta kristalleriyle ilgilidir. Bu kristaller pişirme sırasında jelatin hâline gelir (su toplar ve yumuşaklaşırlar). Nişasta birkaç gün içerisinde geriye hareket adı verilen bir süreçten geçerek yavaşça yeniden kristalleşir, böylece ekmek sertleşir. Bisküvilerdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-303 aligncenter" title="big_bang_2_3_2" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/big_bang_2_3_2.jpg" alt="big_bang_2_3_2" width="481" height="329" /></p>
<p>1. Bayatladıklarında kek ve ekmek neden sertleşir de bisküviler yumuşar?</p>
<p>- Bu durum üzerine pek çok kitap yazılmıştır. Ekmek için asıl cevap, undaki nişasta kristalleriyle ilgilidir. Bu kristaller pişirme sırasında jelatin hâline gelir (su toplar ve yumuşaklaşırlar). Nişasta birkaç gün içerisinde geriye hareket adı verilen bir süreçten geçerek yavaşça yeniden kristalleşir, böylece ekmek sertleşir. Bisküvilerdeki nişasta da aynı süreçten geçer fakat çoğu bisküvi tarifinde bulunan şekerin etkisi bunun üzerine çıkar. Şeker atmosferden su toplar ve bu da dışarıda kalan bisküvilerin yumuşamasına sebep olur. Kekler tarifine göre her iki şekilde de bayatlayabilir ve bu iki yoldan birinde olması, tarifteki diğer içeriklerden de büyük ölçüde etkilenebilir.<span id="more-302"></span></p>
<p>2. Yıldırımdan enerji üretilebilir mi?</p>
<p>- Evet, bu yapılabilir. Ancak kuvvetle muhtemel pratik olmayacaktır, çünkü kısa süreli bir enerji kaynağından enerji saklayabilecek bir kapasitör tasarlamak gibi bazı problemler ortaya çıkar.</p>
<p>3. Helyum balonları bir uzay gemisinin yukarısına çıkabilir mi?</p>
<p>- Hayır, bir uzay gemisinde ‘yukarısı’ diye bir şey yoktur, çünkü bize ‘aşağı’nın neresi olduğunu söyleyen dış çekimsel bir alan yoktur. Çekimin olmadığı yerde balonu itecek ya da çekecek bir kuvvet olamaz.</p>
<p>4. Kafamdaki bir metal plaka kafamın mıknatısa yapışmasına sebep olur mu?</p>
<p>- Hayır, çünkü prostetik amaçlarla kullanılan titanyum gibi metaller, demir-mıknatıssal olmayan alaşımlardır. Yani rahatlayabilir ve bir mıknatısa yapışma korkusu taşımadan kafanıza bir metal plaka taktırabilirsiniz.</p>
<p>5. Müzikte matematik var mıdır?</p>
<p>- Evet, matematik ve müzik arasında belli bir bağ vardır. Tellerin uzunluğundan Bach’ın kantatasında üretilen notaların simetrisine kadar uzanan bir ilişkidir bu.</p>
<p>6. Bilgisayarlar sahiden seçkisiz sayılar üretebilir mi?</p>
<p>- Evet ve bunun sebebi elektrikli unsurlardaki ısının içerideki elektronların tahmin edilmez biçimde hareket etmesine sebep olmasıdır. Bu hareket elektronik olarak yakalanabilir ve seçkisiz sayılar olarak bir dizi hâlinde sayısallaştırılabilir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-304 aligncenter" title="327musicmaths" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/327musicmaths.jpg" alt="327musicmaths" width="350" height="234" /></p>
<p>7. Tavuklar neden uçamaz?</p>
<p>- Yaban tavukları kesinlikle uçabilir ve uçarlar da. Ancak binlerce senedir boyutlarına göre yetiştirildiklerinden artık bir ağacın tepesine kanat çırpamayacak kadar ağırlaşmışlardır. Açık alanda yemlenen tavukların bir kanatlarındaki uçma tüyleri de aynı zamanda kesilir. Böylece tavuklar kısıtlı bir alanda uçabilirler ve bu da kaçmalarını engeller.</p>
<p>8. Güvercinler neden kafalarını sürekli oynatırlar?</p>
<p>- Bu konudaki en olası teoriye göre biz neden gözlerimizi döndürüyorsak onlar da bu yüzden kafalarını oynatıyor. Yani hareket ederken etraflarındaki görüntüyü sabitleştirebilmek için. Bir güvercin tekdüze yürürken çevresi nispeten aynı kalır ve kafasını oynatmaz. Ayrıca tüm kuşlar kafalarını oynatmaz, yani bu konuya tam olarak bir açıklık getirilememiştir.</p>
<p>9. Kaşınmak tam olarak nedir?</p>
<p>- Kaşınma ya da pruritisin sebebi boyutta yalnızca birkaç mikron olan hafif bir deri uyarısıdır. Büyük olasılıkla böcek ısırıklarını önlemek için bir uyarı mekanizması olarak gelişmiştir. Kaşıntı ani eşmeleri tetikler, çünkü size sıtma bulaştırmaya çalışan bir sineği öldürmenin en hızlı yolu budur.</p>
<p>10. Déjà vu açıklanabilir mi?</p>
<p>- 19.yüzyıl Alman çalışanlar déjà vu’nun bir çeşit bilişsel gaz olduğunu öne sürdü. Normalde aynı anda olan duyum ve algılama süreçleri bir şekilde senkronizasyonu kaybedince bu durum yaşanır. Modern insanlar bunu beyindeki geri getirme ve benzerlik işlemlerinin senkronize olmaması olarak algılar. Fakat daha pek çok teori vardır ve kimse cevabı tam olarak bilemez. Bu sebeple de cevap hayırdır.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-305 aligncenter" title="250px-Beer" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/250px-Beer.jpg" alt="250px-Beer" width="250" height="315" /></p>
<p>11. Uçaklar kalkışa geçerken neden kabin ışıklarını karartırlar?</p>
<p>- Amaç yolcuların gözlerini karanlığa alıştırmaktır. Bu yalnızca rahatlık için yapılmaz aynı zamanda da bir güvenlik işlemidir. Uçak acil bir durumda boşaltılmak zorunda kalsa yolcuların gözleri dışarıdaki karanlığa bu sayede daha rahat alışır.</p>
<p>12. Neden beş el ve beş ayak parmağımız vardır?</p>
<p>- Bu büyük olasılıkla tesadüften başka bir şey değildir. Tüm tetrapodlar (memeliler, kuşlar, sürüngenler ve amfibileri de kapsayan omurgalı grubu) pendaktil bir soydan gelir. Pendaktil ‘beş parmaklı’ anlamına gelir ve bu basit düzen o soydan gelen tüm hayvan gruplarında korunmuştur. Tetrapodların ortak ataları, Devon döneminde yaklaşık 365 milyon yıl önce yaşayan lob-kanatlı balıklardır. Fosil kayıtları ayrıca kanatlarında aynı anda altı ya da yedi ‘parmağı’ olan balıkların varlığını gösteriyor fakat beş parmaklı formların hayatta kalıp karada yaşayan kalıplardan olmasının asıl sebebi bilinmiyor. Büyük olasılıkla daha az parmak kemiğinin olması her birinin daha kuvvetli olmasına izin verdi ve bu da sudan çıkarken sürünme konusunda yardımcı oldu. Ancak beş sayısının sihirli bir tarafı yok ve sıralı evrimsel baskılar pek çok türün parmakları birleştirerek çevrelerine daha uyumlu, daha kalın ve güçlü pençeler, ayaklar edinmesine sebep oldu.</p>
<p>13. Bira neden kahverengi, üstü de beyazdır?</p>
<p>- Kahverengi, arpa tanelerinin filizlenerek kavrulmasına izin verilmesiyle oluşan malttan gelir. Düşük bir kavrulma derecesi, açık renk bir biranın ortaya çıkmasının sağlar. Daha yüksek bir derece daha koyu renk bir bira elde edilir. Hancıların açık renkli biralarına konsantre sülfrik asit ekleyerek hemen kahverengine dönmesini sağlamak üzere şekere karbonat attığı, içinlerin midesinde ani sorunlara sebep olan 19.yüzyıl döneminde yaşamadığınıza şükretmek gerekir. Üstteki köpükler, ince bir sıra likit birayla çevrilidir fakat bu sıra öyle incedir ki beyaz ışığın etkisinin üstüne çıkabilecek kadar yeterli ışık ememez. Köpüklerin yüzeyinden yansıyan ışık, ayrıca beyaz kalır ve böylece biranın üst kısmı beyaz olur.</p>
<p>14. Peynir yemek insana kabus gördürür mü?</p>
<p>- Uykudan önce yediğiniz her ağır şey Hızlı Göz Hareketi (REM) uykunuzda daha fazla vakit geçirmenize dolayısıyla da daha fazla rüya görmenize sebep olur. Peynirin rüya görme konusunda ekstra bir etkisi olduğuna dair (iyi ya da kötü) bir kanıt yoktur.</p>
<p>15. Kainatın en soğuk yeri neresidir?</p>
<p>- Kainatın en soğuk yeri, yeryüzünden 5000 ışık yılı uzak bir toz ve gaz bulutu olan Boomerang Nebula’dadır. -272 C°’lik bir sıcaklığı vardır ve yaşlanan merkezi yıldızından kopan gaz ve tozların hızlı büyümesinden oluşur.</p>
<p>16. İnsanın kendi kendine konuşması sahiden delilik belirtisi midir?</p>
<p>- İnsanların özellikle stres anlarında ve yalnızken kendi kendileriyle yüksek sesle konuştukları ‘özel konuşma’ denilen fenomen tamamen doğaldır.</p>
<p>17. Streç film nasıl yapışır?</p>
<p>- Streç filmler ya PVC’den ya da yapışmasını sağlaması için işlemden geçen yüksek yoğunlukta polietilenden yapılır. Streç filmi açtığınızda bir katın yüzeyindeki elektronların bazıları bitişik kata çekilir. Bu pozitif ve negatif elektrostatik yük parçaları yaratır. Streç film iyi bir yalıtkan olduğundan bu yük uzunca bir süre için karşı koyar. Streç filmi kendi etrafına ya da bir başka yalıtkana (cam gibi) sardığınızda elektrostatik yük diğer yüzeyde karşıt bir yüke neden olur ve ikisi birbirine yapışır. Bunu metal gibi bir iletkende denerseniz yapışmaz çünkü yük dağılmış olur.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-306 aligncenter" title="sweet-potato-biscuits-de" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/sweet-potato-biscuits-de.gif" alt="sweet-potato-biscuits-de" width="334" height="417" /></p>
<p>18. Büyük Patlama’da ses çıktı mı?</p>
<p>- Ses yoğunluktaki dalga benzeri değişimlerden kaynaklandığından gerçek bir boşlukta herhangi bir şey duymanın olanağı yoktur. Böyle olabilse bile Kainatın ilk evreleri boşluk değildi; hidrojen ve iyonlaşmış gazlarla doluydu. Büyük Patlama sonucu ortaya çıkan ses, direkt olarak duyulamayacak kadar düşük frekansta olurdu fakat gerçek kozmik bilgiler kullanıp frekansı artıran Washington Üniversitesi’nden kozmolojist Profesör John Cramer sesin simülesini yaptı.</p>
<p>19. Uzay araçlarında yapay yer çekimi nasıl yaratılır?</p>
<p>- Uzun görevlerdeki astronot incelemeleri, ağırlıksızlığa uzun süre maruz kalmanın kas ve kemikleri zayıflattığını göstererek bilim adamlarının uzay araçlarında yapay çekim yaratma yollarını aramasına sebep oldu. İlk uzay yolculuklarından bile önce Werner Von Braun gibi öngörülü kimseler yer çekimini andıran merkezkaç etkisi yaratmak için uzay araçlarını döndürmeyi önerdi. Ancak 1960’lar ve 1970’lerde yapılan deneyler, 2 rpm’den daha fazla olan rotasyon oranlarının insanların midesini bulandırdığını gösterdi. Bu kötü bir haberdi. Bu yavaş dönüş oranıyla, yeryüzündeki gibi bir yer çekimini taklit edebilecek bir etki yaratabilmek için uzay aracının yaklaşık 450 metrelik bir çapa sahip olması gerekirdi. Mühendisler hâlâ bu sorunu çözmeye çalışıyor fakat henüz çok az başarı gösterilebildi. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden bir grup, ‘çekimsel jimnastik’ deneyi yaptı ve astronotların, kısa süreli yapay yer çekimini tadabilmesi için insan büyüklüğünde savurmalı kurutuclar yapıldı. Ancak böyle bir durumda rotasyon oranı uzay aracından yüksek (23 rpm) olmalı ki mide bulantısı problemi yaşanmasın. Uzay aracının kalıcı olarak 1G ya da doğal olarak kendi çekimini yaratabilecek kadar büyük bir bina veya aracı hızlandırmasını sağlamak gibi farklı yollar da var. Ancak her iki metod da şimdilik teknolojik yetilerimizden fazlasıyla uzak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/genel/tum-zamanlarin-en-iyi-sorulari-%e2%80%93-bolum-iii.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalemler Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/kalemler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kalemler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/kalemler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 15:49:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[kalem fabrikaları]]></category>
		<category><![CDATA[kalem kelimesi]]></category>
		<category><![CDATA[kalem özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kalem tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[kalemler]]></category>
		<category><![CDATA[kurşun kalem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=249</guid>
		<description><![CDATA[1. Kendinize ya da bir başkasına kalem batırırsanız, içinde kurşun bulunmadığı için kurşun zehirlenmesi riski de yoktur. Kalemde kil ve grafit karışımı vardır. Ancak kalem yarası enfeksiyona sebep olabileceği gibi, kalemi batıran kişi için de bir dava açılabilir. 2. Otobiyografisinde G.Gordon Liddy, John Dean’i (sadakatsizliği sebebiyle bu kişiden nefret eder) bir odada yalnız bulduğundan bahseder. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-250 aligncenter" title="RP-pencil-tip" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/RP-pencil-tip.jpg" alt="RP-pencil-tip" width="291" height="283" /></p>
<p>1. Kendinize ya da bir başkasına kalem batırırsanız, içinde kurşun bulunmadığı için kurşun zehirlenmesi riski de yoktur. Kalemde kil ve grafit karışımı vardır. Ancak kalem yarası enfeksiyona sebep olabileceği gibi, kalemi batıran kişi için de bir dava açılabilir.</p>
<p>2. Otobiyografisinde G.Gordon Liddy, John Dean’i (sadakatsizliği sebebiyle bu kişiden nefret eder) bir odada yalnız bulduğundan bahseder. O an masanın üzerindeki yeni açılmış kalemleri gördüğünde kalemlerden birini Dean’in boğazına saplamayı aklından geçirdiğini de ekler.</p>
<p>3. Karbonun kristalleştirilmiş bir biçimi olan grafit, 16.yüzyılın ortalarında Keswick yakınlarında, İngiltere’de bulundu. 18.yüzyıl Alman kimyacılarından A.G.Werner, Yunanca yazmak anlamına gelen graphein kelimesinden yola çıkarak grafit olarak isimlendirdi.<span id="more-249"></span></p>
<p>4. İngilizce’de kalem anlamına gelen ‘pencil’ kelimesi Latince ‘ufak kuyruk’ anlamına gelen penicillus kelimesinden türemiştir. Yani çok da mantıklı bir açıklaması yok.</p>
<p>5. Minik grafit benekleri kâğıdı oluşturan liflere yapıştığında kalem izleri oluşur.</p>
<p>6. Sıradan bir kalem 56 kilometre uzunluğunda bir çizgi çekebilecek ya da 45,000 kelime yazabilecek kadar grafit içerir. Tarihte kimse bu istatistiği denemedi.</p>
<p>7. Yunan şair Selanikli Philip, MÖ ilk yüzyılda kurşun yazı araçları kullandı, ancak İsviçreli natüralist Conrad Gesner’in tarif ettiği modern kalem yalnızca 1565’e kadar dayanıyor.</p>
<p>8. Fransız kalem destekçileri arasında 1795’te kil ve grafit üretişm işlemlerinin patentini alan Nicolas-Jacques Conté, 1828’de ilk kalemtraşın patentini alan Bernard Lassimone ve 1847’de mekanik kalemtraşı geliştiren Therry des Estwaux da bulunuyor.</p>
<p>9. Fransız araştırmacılar ayrıca kalem izlerini silmek için artık yalnızca kauçuk olarak bilinen saf  kauçuğu kullanma fikrini de destekledi. Bu fikir kabul edilene kadar yazarlar hatalarını ekmek kırıntılarıyla siliyordu.</p>
<p>10. Bugün Amerika’da satılan kalemlerin çoğunun üst kısmında silgi bulunurken Avrupa’dakilerde çoğunlukla yok. Acaba Avrupalılar yanlış yapmayacakları konusunda kendilerine daha mı çok güveniyor?</p>
<p>11. Henry David Thoreau, Walden’ı yazmak için kalem kullanmış. Büyük ihtimalle kullandığı kalemleri de bedavaya almıştır. Babası Boston’da bir kalem üreticisiydi. Henry burada kendi kalemlerini tasarlama fırsatı buldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-251 aligncenter" title="moss-pencil" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/moss-pencil.jpg" alt="moss-pencil" width="429" height="261" /></p>
<p>12. 1861’de Eberhard Faber, New York’ta ilk Amerikan seri üretim kalem fabrikasını kurdu.</p>
<p>13. İç Savaş sırasında Federal Ordu askerlerine verilen temel ekipmanlar arasında kurşun kalem de bulunuyordu.</p>
<p>14. Mekanik kalemler 1822’de patentlendi. İngiliz geliştiricileri tarafından kurulan fabrika 1941’e kadar gayet iyi işledi ancak o sene fabrika bombalandı. Failler büyük ihtimalle Nazilerdi.</p>
<p>15. 1917’de Sovyet devriminden sonra Amerikan girişimci Armand Hammer’a, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde kalem ürettiği için monopol hediye edildi.</p>
<p>16. Bütün kalemlerin yarısından fazlası Çin’den geliyor. 2004’te ülkedeki fabrikalar tam 10 milyar kalem üretti ve bu sayı dünyada 40 defadan fazla kalem dağıtılmasına yetecek bir miktar.</p>
<p>17. Kalemler sıfır yer çekiminde de yazabilir. Bu yüzden eski Amerikan ve Rus uzay görevlerinde kalem kullanılmıştır. Ancak NASA mühendisleri tamamen ahşaptan yapılan kalemlerin tamamen oksijenden oluşan atmosferlerdeki yanabilirlikleri konusunda endişeliydiler. Üstelik uzayda kalemlerin olması demek etrafta dolaşan grafit parçaları demekti.</p>
<p>18. Bu endişelerden ilham alan Paul Fisher, 1965 senesinde baskılanmış Fisher Uzay Kalemi’ni geliştirdi. Apollo 1’in fırlatılmasından sonra NASA kurşun kalemlerin insanların olduğu araçlarla uzaya gönderilmesini yasakladı.</p>
<p>19. Dünyanın en büyük kalemi bir Catell 9000 ve Kuala Lumpur yakınlarında sergileniyor. Malezya ahşabı ve polimerinden yapılan kalem 19 metre boyunda.</p>
<p>20. Santa Barbara’daki California Üniversitesi mühendisleri, 50 nanametrelik satırlar çizebilmek için bir kalem gibi atomsal kuvvet mikroskobunu kullandı. Bunun tek sebebi bunu yapabiliyor olmalarıydı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/kalemler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dâhiler Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/dahiler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dahiler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/dahiler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 12:32:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamları]]></category>
		<category><![CDATA[dâhiler]]></category>
		<category><![CDATA[dâhilerin yaşamları]]></category>
		<category><![CDATA[IQ]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[zeki insanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=238</guid>
		<description><![CDATA[1. Nobel Ödülleri’ne aday gösterilip gösterilmediğinizi öğrenmek için ya ödülü kazanmak ya da 50 sene beklemek zorundasınız. Çünkü Nobel komitesi ödül adaylarını bu süre içerisinde açıklıyor. 2. 1956’da Nobel fizik ödülünü ileteçin icadıyla alan William Shockley, IQ seviyesi yeterince yüksek olmadığından çocukken dâhiler araştırmasına kabul edilmemişti. 3. 1968’de de tarih kendini tekrarladı. Luis Alverez, asal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-239 aligncenter" title="homer-simpson-brain-mri" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/homer-simpson-brain-mri.jpg" alt="homer-simpson-brain-mri" width="500" height="375" /></p>
<p>1. Nobel Ödülleri’ne aday gösterilip gösterilmediğinizi öğrenmek için ya ödülü kazanmak ya da 50 sene beklemek zorundasınız. Çünkü Nobel komitesi ödül adaylarını bu süre içerisinde açıklıyor.</p>
<p>2. 1956’da Nobel fizik ödülünü ileteçin icadıyla alan William Shockley, IQ seviyesi yeterince yüksek olmadığından çocukken dâhiler araştırmasına kabul edilmemişti.</p>
<p>3. 1968’de de tarih kendini tekrarladı. Luis Alverez, asal partiküller üzerine yaptığı çalışmayla Nobel ödülünü kazandı ancak Shockley gibi o da aynı araştırma programından dışlanmıştı.</p>
<p>4. Dâhiler araştırması 1928 senesinde Stanford Üniversitesi’nden Louis Terman tarafından yaratıldı. Terman, dâhileri bulabilmek için IQ testinin kullanılmasını teşvik eden kişidir ve ona göre 140’tan yüksek IQ’su olanlar dâhi olabilir.<span id="more-238"></span></p>
<p>5. Araştırmaya alınan çocuklarının hiçbiri Nobel ödülünü kazanamadı.</p>
<p>6. Araştırmaya katılanlardan Jess Oppenheimer TelePrompTer’ı icat etti ve Norris Bradbury Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’na alındı.</p>
<p>7. 19. ve 20. yüzyıl yaratıcı dâhilerinin çoğu birkaç kişiyle evlilik yaşamış. Bunlara örnek olarak Richard Feynman, Albert Einstein ve Bertrand Russell gösterilebilir.</p>
<p>8. Bir teoriye göre erkek dâhiler genelde risk almanın heyecanını seviyorlar ve bu da testosterone hormonuyla ilgili.</p>
<p>9. 1981’de Shockley ve insan ırkını geliştirmeye çalışan Robert Klark Graham, Güney California’da Germinal Tercih Havuzu’nu kurdu. Bu havuzda Nobel Ödülü kazananların ve yüksek IQ sahibi olanların spermleri bulunduruluyordu.</p>
<p>10. Graham 1997’de öldü. Germinal Tercih Havuzu ise 1999’da kapatıldı.</p>
<p>11. Dâhi olmak finansal güvence anlamına gelmiyor. Ohio Devlet Üniversitesi İnsan Kaynakları bölümünde yapılan bir araştırmada doğum oranının yüksek olduğu bir dönemde dünyaya gelen vasat ve düşük IQ’lu insanların, yüksek IQ’su olan insanlar kadar kolay para biriktirebildiği ortaya konuldu.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-240 aligncenter" title="genius" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/genius.gif" alt="genius" width="325" height="293" /></p>
<p>12. Albert Einstein’ın Nobel Ödülü’nden kazandığı paranın çoğunu kötü yatırımlarda kaybettiği söyleniyor.</p>
<p>13. Avusturyalı bir pediatrist olan Hans Asperger, bugün Asperger sendromu adı verilen hastalığı tanımladı. Bu hastalığa yakalananlar, çok dar kişisel ilgi alanına sahip olunan bir otizm biçimini yaşıyor.</p>
<p>14. Asperger, matematik ve bilimsel dehalar ve sendromu arasında bir bağ olduğuna inanıyor, bilim ve sanatta başarı için otizmin şart olduğunu öne sürüyordu.</p>
<p>15. Sibernetik alanının kurucusu olan Norbert Weiner, unutkan dâhilerin prototipini oluşturuyordu.</p>
<p>16. Bir keresinde Weiner konferansa arabasıyla gittiğini unutup eve dönüşte otobüsü kullanmış ve park yerinde aracını göremeyince çalıntı ihbarında bulunmuştu.</p>
<p>17. 1990’larda Bell Labs, en değerli ve üretken elektrik mühendislerinin bir dehâ sahibi olanlar değil; uyum, empati, yardımlaşma, ikna ve mutabakata varma konularında iyi olanlar olduğunu anladı.</p>
<p>18. Kyoto Üniversitesi araştırmacılarının 2007’de yaptıkları bir çalışmada şempanzelerle kolej öğrencileri hafızaya dayalı üç zeka testine sokuldu. En yüksek puanı alan şempanze ilk testte tüm öğrencileri geçti, ikinci testte birkaç öğrenciyle eşit puanı aldı ve üçüncü testte yine şampiyon oldu.</p>
<p>19. Geçen Eylül’de 31 yaşında ölen gri papağan Alex, dünyanın en zeki kuşu olarak görülüyordu. Alex 50 nesneyi, yedi renk ve şekli ve altıya kadar miktarları tanımlayabiliyordu.</p>
<p>20. Avustralya’daki Sydney Üniversitesi ve Macquarie Üniversitesi, zekanın en azından kısa dönemli olarak artırılabileceğini söylüyor. Günlük 5 mg kreatin (kas dokusunda bulunan bir bileşen) kullanarak bunun yapılabileceği iddia ediliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/dahiler-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deri Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/deri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=deri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/deri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 12:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[canlı deri]]></category>
		<category><![CDATA[cildiniz hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[deri özellikleri]]></category>
		<category><![CDATA[insan derisi]]></category>
		<category><![CDATA[insan organları]]></category>
		<category><![CDATA[ölü deri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[1. Başkaları farklı biliyor olsa da vücudunuzdaki en büyük organ derinizdir. 2. Ortalama bir yetişkinin derisi 2 metre kare kadardır, 4 kilogram ağırlığındadır ve 17 kilometreden fazla kan damarı içerir. 3. Deri sıcak havalarda günde 11 litre kadar ter atar. Terlemeyen noktalar tırnak uçları, dudak kenarları, erkeklerde cinsel organlar ve kulak zarıdır. 4. Vücut kokusu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-235 aligncenter" title="look-younger" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/12/look-younger.gif" alt="look-younger" width="292" height="273" /></p>
<p>1. Başkaları farklı biliyor olsa da vücudunuzdaki en büyük organ derinizdir.</p>
<p>2. Ortalama bir yetişkinin derisi 2 metre kare kadardır, 4 kilogram ağırlığındadır ve 17 kilometreden fazla kan damarı içerir.</p>
<p>3. Deri sıcak havalarda günde 11 litre kadar ter atar. Terlemeyen noktalar tırnak uçları, dudak kenarları, erkeklerde cinsel organlar ve kulak zarıdır.</p>
<p>4. Vücut kokusu ikinci çeşit bir terden kaynaklanır. Çoğunlukla koltukaltı, genital ve anüste bulunan apokrin ter bezinin ürettiği yağlı salgı, kötü kokunun kısmî sebebidir.</p>
<p>5. Bu yağlı bileşenleri yiyen ve hazmeden deri üstü bakterileri, kokuların asıl sebebidir.<span id="more-234"></span></p>
<p>6. Göğüsler, apokrin ter bezlerinin değiştirilmiş bir formudur.</p>
<p>7. Fetüsler, üç aylık gebelik süresi geçmeden parmak izin oluşturmazlar.</p>
<p>8. Bazı insanların hiçbir zaman parmak izin olmaz. Naegeli sendromu ve dermatopathia pigmentosa reticularis adı verilen nadir görülen iki genetik kusur sonucu kişiler derilerinde hiçbir belirti taşımayabilirler.</p>
<p>9. Parmak izleri sürtünümü artırır ve nesnelerin ele alınmasını kolaylaştırır. Yassıburunlu maymunların kuyruklarının arka tarafında da benzer izler bulunur. Bu sayede daldan dala kuyruklarıyla atlarlar.</p>
<p>10. Ölü deriler atmosferde yaklaşık bir milyar ton toza sebep olmaktadır. Bir dakika içinde her deri 50,000 hücre döker.</p>
<p>11. Deride acı ve dokunma duyusuna karşılık veren en az beş çeşit alıcı bulunur.</p>
<p>12. Bir deneye göre Meissner yuvarları -parmak uçları ve avuç içleri, dudaklar ve dil, göğüs uçları, erkeklik organı ve klitoriste bulunan dokunma alıcıları- yalnızca 20 miligramlık bir basınca dahi karşılık verebiliyor. Bu basınç, bir sineğin ağırlığı kadardır.</p>
<p>13. Görme engelli insanlarda beynin görsel zarı, dokunma ve duymayla gelen uyarılara cevap verecek biçimde hazırlanmıştır. Yani sahiden bu insanlar dokunma ve duymayla dünyayı ‘görürler’.</p>
<p>14. 17.yüzyıl İngiltere’sinde deri ceket kelimesi çıplaklı eş anlamlı bir hâle geldi. Terimin çıkış noktası, açık kahverengi rengiyle teni andıran askerlerin deri ceketleri ve tunikleriydi.</p>
<p>15. Beyaz derili insanlar, siyah derili insanların daha soğuk iklimlere göç ederek derilerindeki melanin pigmentini kaybetmeleri sonucu 20,000 ile 50,000 sene arası önceki bir dönemde ortaya çıktı.</p>
<p>16. Da Vinci Şifresi, Başka Gün Öl, Matrix Reloaded ve Josie ve Kedi’de de görüldüğü üzere beyazlar çoğunlukla kötü adam olarak gösteriliyor. Penn State’ten Robert Lima, insanların beyaz tenlileri vampirler ve diğer efsanevi gece yaratıklarıyla bağdaştırdığını söylüyor.</p>
<p>17. 2,000’den fazla insanın derisinde radyo frekansı tanımlama çipleri bulunur. Bu çipler sayesinde medikal kayıtlarına ulaşılabilir, bilgisayarlarına girilebilir ya da araba kapıları açılabilir.</p>
<p>18. Barcelona’daki Baja Beach klübünde müşteriler radyo frekansı tanımlama çipleri edinebilir ve ellerindeki tüm para/mal tükenene kadar eğlenebilirler.</p>
<p>19. Cleveland Halk Kütüphanesi, Harvard Hukuk Fakültesi ve Brown Üniversitesi’nde, idam edilen mahkumlar ya da fakirlerden çıkarılan derilerden yapılmış kitaplar bulunuyor.</p>
<p>20. Bu kitaplardan biri Andreas Vesalius’un 16.yüzyılda yazdığı yol gösterici anatomi eseri De Humani Corporis Fabrica (İnsan Derisi Üzerinde). Neyse ki kitabın ikinci bir baskısı yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/deri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nobel Ödülleri Hakkında Bilmediğiniz 20 Şey</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/nobel-odulleri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nobel-odulleri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/nobel-odulleri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 17:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[alfred nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[nobel kategorileri]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödüllerinin ortaya çıkışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[1. Dinamiti keşfeden İsveçli Alfred Nobel, savaşa yaptığı kasıtsız katkıdan öyle pişman oldu ki sonraki sene içerisinde insanlığa en büyük katkıyı yapan beş kişiye ödül verme kararı aldı. 2. Nobel’in ilham kaynağı, ona ‘ölüm taciri’ adını veren bir Fransız gazetesinde çıkan erken ölüm ilanı olabilir. 3. İsveçli King Oscar, Alfred’in yeğeni Emanuel’i, hayırseverin vasiyetini değiştirmesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="alignnone size-full wp-image-219" title="12-alfred-nobel" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/11/12-alfred-nobel.jpg" alt="12-alfred-nobel" width="307" height="493" /></p>
<p>1. Dinamiti keşfeden İsveçli Alfred Nobel, savaşa yaptığı kasıtsız katkıdan öyle pişman oldu ki sonraki sene içerisinde insanlığa en büyük katkıyı yapan beş kişiye ödül verme kararı aldı.</p>
<p>2. Nobel’in ilham kaynağı, ona ‘ölüm taciri’ adını veren bir Fransız gazetesinde çıkan erken ölüm ilanı olabilir.</p>
<p>3. İsveçli King Oscar, Alfred’in yeğeni Emanuel’i, hayırseverin vasiyetini değiştirmesi konusunda ikna etmeye çalıştı. Emanuel’i ikna etmek için ‘Bu senin kız kardeşlerine ve erkek kardeşlerine karşı olan görevin. Amcanın birkaç muazzam fikri uğruna çıkarlarınızın çöpe atılmasına göz yumamazsın’ cümlelerini kullandı.</p>
<p>4. Nobel adayları asla açıklanmıyor ve tüm kayıtlar 50 sene boyunca mühürlü tutuluyor.</p>
<p>5. Birinin kendi kendini aday göstermesi imkansız, çünkü bu kişi otomatik olarak diskalifiye ediliyor.<span id="more-218"></span></p>
<p>6. Fizik, kimya, fizyoloji ya da tıp alanlarında dağıtılan toplam 508 Nobel bilim ödülünden yalnızca 11 tanesini kadınlar kazandı. Bu 11 ödülün ikisini Marie Curie kazandı. İlkini 1903 senesinde fizik dalında diğerini de 1911 senesinde kimya dalında. Kızı Irene Joliot-Curie de 1935 senesinde kimya ödülünü kazandı.</p>
<p>7. Fizik ve kimya ödüllerinin arka tarafında göğsü açık bir kadın resmi bulunuyor.</p>
<p>8. Curie dışında bir başka kadın daha iki farklı kategoride Nobel kazandı. Linus Pauling 1954 senesinde kimya ödülünü, 1962 senesinde de nükleer silah deneylerine karşı verdiği savaş için barış ödülünü elde etti.</p>
<p>9. Pauling aslında üçüncü bir ödül daha kazanabilirdi ancak DNA’nın üçlü bir helezon olduğunu öne sürdü. Nobel ödülü doğru sonuç olan ikili helezonu bulduğu için James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins’e gitti. Bu olay 1962 senesinde yaşandı.</p>
<p>10. Nobel ödüllerinden biri (1926 senesi tıp ödülü), müphem ‘keşfiyle’ Johannes Fibiger’e gitti. Fibiger’in saptamasına göre sıçanlar, parazit kurtlarıyla dolu hamam böceklerini yiyerek kanser üretebiliyordu.</p>
<p>11. 1949 tıp ödülü yine tartışmalı bir çıkışla, lobotomiyle Antonio Egas Moniz’e verildi. Moniz üzgün bir hastası tarafından vurulup felç edilmişti ve operasyonları itibarını yitirdi.</p>
<p>12. Nükleer füzyonun keşfini sağlayan hesaplamaları yapan fizikçi Lise Meitner’in Nobel Ödülü’ne tam 13 defa aday gösterildiği ancak ödülü hiç kazanamadığı iddia ediliyor.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-220 aligncenter" title="nobel" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2009/11/nobel.jpg" alt="nobel" width="300" height="300" /></p>
<p>13. Ortağı Otto Hahn, bu çalışması için 1944 senesinde ilk kimya ödülünü kazandı. Bir Yahudi olan Meitner 1938 senesinde İsveç’e kaçarken Hahn Nazi Almanya’sında kaldı.</p>
<p>14. Ancak Meitner, Hahn’ın alamadığı bir mükafat aldı. 1992 senesinde 109 numaralı element isimlendirilirken Meitner anısına bu adın meitneryum olmasına karar verildi. Elementi keşfedenler Meitner’in, yüzyılın en önemli kadın bilimcisi olduğuna inanıyorlardı.</p>
<p>15. Hiçbir Nobel ödülü almayan bir diğer önemli insan da Gandhi. Suikaste uğradığı zaman barış ödülünü alacağına inanılıyordu.</p>
<p>16. Paul Greengard 2000 senesinde Nobel tıp ödülünü sinir hücresi iletişimindeki keşfi sebebiyle elde etti. Aynı sene New York erkek izci eğlencelerinden birinde yapılan patates çuvalı yarışında da birinci geldi. Tam bir Rönesans adamı, değil mi?</p>
<p>17. Helicobakter pilori bakterisinin mide ülserine sebep olduğu hipotezini kanıtlamaya çalışan fizikçi Barry Marshall, dairesel mikroplarla dolu bakteri kültürünü içti. İlk başta bunun için onunla dalga bile geçilmişti ama siz de bilim için bu kadar ileri gidebilir miydiniz?</p>
<p>18. Marshall ve çalışma arkadaşı Robin Warren daha sonra 2005 senesinde Nobel tıp ödülünü kazandı. Keşiflerinin başlığı da ‘Helikobakter Pilori Bakterisi ve Gastrit/Peptik Ülser Hastalığındaki Rolü’ oldu. O gülenler hâlâ gülebiliyorlar mıdır acaba?</p>
<p>19. Eğer Nobel ödülünü kazanamıyorsanız Ig Nobel’i deneyin. 1991 senesinden bu yana, yapılamayan veya yapılmaması gereken bilimsel çalışmalar için Olanaksız Araştırmalar Yıllıkları tarafından bu ödül verilmekte.</p>
<p>20. Geçen senenin kazananları arasında İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’nden Claire Rind ve Peter Simmons da bulunuyor. İkili Star Wars (Yıldız Savaşları) izleyen bir çekirgenin beynini görüntüledikleri için barış ödülünü kazandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/nobel-odulleri-hakkinda-bilmediginiz-20-sey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

