<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Önemli Bilgiler</title>
	<atom:link href="http://www.onemlibilgiler.com/index.php/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onemlibilgiler.com</link>
	<description>Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için çoğunluk bilgisizdir  -  La Bruyere</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 10:15:32 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İnsan Saçı Neden Grileşir?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/insan-saci-neden-grilesir.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/insan-saci-neden-grilesir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 16:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz saç]]></category>
		<category><![CDATA[grileşen saç]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[saç bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[saç beyazlaması]]></category>
		<category><![CDATA[saç dökülmesine]]></category>
		<category><![CDATA[saç neden beyazlar]]></category>
		<category><![CDATA[saç ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[saçım bakım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=653</guid>
		<description><![CDATA[Gri saç tellerinin pigment azalmasından kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Beyaz saçtaysa artık hiç pigment kalmamıştır. Fakat bu iki durumun neden gerçekleştiği hâlâ, biraz da olsa, gizemini korur.
Anne babalar çoğunlukla kafalarındaki gri saç tellerinin sebebi olarak gençleri gösterirler. Bu sahiden de güzel bir teoridir ancak bilim adamları saçın griye dönüş nedenini bugün hâlâ araştırmaktadır. Zamanla herkesin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/greylady.jpg" rel="lightbox[653]"><img class="size-full wp-image-654  alignright" title="greylady" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/greylady.jpg" alt="" width="226" height="343" /></a>Gri saç tellerinin pigment azalmasından kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Beyaz saçtaysa artık hiç pigment kalmamıştır. Fakat bu iki durumun neden gerçekleştiği hâlâ, biraz da olsa, gizemini korur.<br />
Anne babalar çoğunlukla kafalarındaki gri saç tellerinin sebebi olarak gençleri gösterirler. Bu sahiden de güzel bir teoridir ancak bilim adamları saçın griye dönüş nedenini bugün hâlâ araştırmaktadır. Zamanla herkesin saçları griye döner. Otuz yaşından sonra saçınızın griye dönme ihtimali her on yılda bir yüzde 10 ile 20 arasında artar.<br />
Aslına bakılırsa saçın kendi rengi beyazdır. Doğal rengini melanin adı verilen bir pigment türünden alır. Melaninin oluşumu doğumdan önce başlar. Saçımızın doğal rengi, saç kılı yuvası ya da kabuğunun orta katındaki melaninin dağılımı, türü ve miktarına göre değişir. Saçta yalnızca iki tür pigment bulunur: Koyu renk (eumelanin) ve açık renk (phaeomelanin). Pek çok farklı rengi bu ikisi karışarak ortaya çıkarır.<br />
Melanin, melanocyte adı verilen özel pigment hücrelerinden oluşur. Bunlar, derinin yüzeyinde saçların uzadığı (folikül) açıklıklara yerleşir. Her bir saç teli, farklı bir folikülden çıkar.<span id="more-653"></span><br />
Saç uzama sürecinin üç aşaması vardır:<br />
- Anagen: Bu, saç liflerinin aktif olarak uzama aşamasıdır ve 2 ile 7 sene arasında sürebilir. Hayatımızın her döneminde saçımızın yüzde 80-85’i anagen aşamadadır.</p>
<p>- Katajen: Kimi zaman geçiş aşaması olarak da isimlendirilen bu dönemde saç uzaması durmaya ve faaliyetlerini yavaşlatmaya başlar. Bu dönem genel olarak 10-20 gün arasında sürer.</p>
<p>- Telojen: Saç uzaması tam olarak durduğunda ve saç lifleri dökülmeye başladığında bu evreye girilir. Hayatımızın her döneminde saçımızın yüzde 10-15’i telojen evrededir ve yaklaşık olarak 100 gün bu süreçte kalır. Telojen evre sonrasında saç uzama süreci yeniden anagen evreden başlar.</p>
<p>Saç oluşurken melanosit, keratin içeren hücrelere pigment (melanin) enjekte eder. Keratin, saçımızı, cildimizi ve tırnaklarımızı oluşturan proteindir. Seneler içerisinde melanosit, saçtaki keratine pigment enjekte etmeye devam eder ve bu sayede de renk oluşur.</p>
<p>Yaş ilerledikçe melaninde azalma başlar. Saç gri renge döner ve sonunda da beyazlaşır.</p>
<p>Peki saçımız neden gri ya da beyaz olur?</p>
<p>İngiltere’deki Bradford Üniversitesi’nden hücre biyolojisi profesörü Dr. Desmond Tobin, saç folikülünün ‘melanojentik saati’ olduğunu ve bu olayın melanosit aktivitesini yavaşlatarak ya da durdurarak saçtaki pigmenti azalttığını düşünüyor. Saç dökülmeye hazırlanırken bu olay gerçekleştiğinden kökler her zaman soluk görünür.</p>
<p>Ayrıca Dr. Tobin, saçın yaş ve genetik unsurlar sebebiyle de griye dönebileceğini söylüyor. Çünkü genler her bir saç folikülünün pigment potansiyelinin bitişini hesaplayabiliyor. Bu durum farklı saç foliküllerinde, farklı derecelerde olur. Bazı insanlarda bu hızlı gelişen bir durumdur, bazılarındaysa yavaşça, birkaç sene içinde olur.</p>
<p>2005 senesi Şubat ayının bilim makalesinde Harvard bilim adamları, melanosit kök hücrelerinin, melanosit üretimine devam edebilmek için iflas etmesinin, saçın grileşmesine sebep olabildiğini yazdı. Melanosit kök hücrelerinin korumasında yaşanan bu bozukluk, saça rengini veren işaretlerin bozulmasına sebep olabilir.</p>
<p>Saın pigmentleşmesini değiştirebilecek başka faktörler de vardır. Böylece saç daha açık ya da koyu bir renk alabilir. Bilim adamları bunları intrensek (iç) ve ekstrensek (dış) faktörler olarak ikiye ayırdı: İç faktörler genetik kusurlar, hormonlar, vücut dağılımı ve yaş olarak gösterilebilir. Dış faktörlerse iklim, kirlilik, toksinler ve kimyasallara maruz kalma durumudur.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/gray-hair-natural-remedies.jpg" rel="lightbox[653]"><img class="size-full wp-image-655 alignright" title="gray-hair-natural-remedies" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/gray-hair-natural-remedies.jpg" alt="" width="292" height="224" /></a></p>
<p>Saçın uzamasıyla ilgili olarak da şöyle bilgiler verilebilir:</p>
<p>- Ortalama bir kafa derisinde 100,000 ile 150,000 arasında saç teli vardır.</p>
<p>- Saç öyle kuvvetli bir şeydir ki her bir saç teli 100 gramlık bir baskıya dayanabilir. Ortalama bir saç, kafa derisi yeterince güçlüyse 10-15 tona kadar ağırlık kaldırabilir.</p>
<p>- İnsan saçı bağımsız olarak uzar. Yani her bir saç teli kendi döngüsünde bulunur. Saçlarımızın hepsi aynı döngüde olsaydı sürekli tüy dökerdik.</p>
<p>- En yüksek mitoz oranı (hücre bölünmesi) saçta olur. Ortalama bir saç günde 0.3 mm, ayda 1 santim uzar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/insan-saci-neden-grilesir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilo Verme Konusunda Beş Büyük Yalan</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kilo-verme-konusunda-bes-buyuk-yalan.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kilo-verme-konusunda-bes-buyuk-yalan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 15:48:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[diyet kilo]]></category>
		<category><![CDATA[diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[doğru bilinen yanlışlar]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[ideal kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilo verme]]></category>
		<category><![CDATA[kilo vermek]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl kilo verilir]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=649</guid>
		<description><![CDATA[Tatillerde, bayramlarda o lezzetli yemeklere dalma fırsatları bolca çıkar. Yemek merkezli kutlamalar, hem ajandalarımızı hem de bel ölçülerimizi şişirir. Aylarca yemeklerle şımartıldıktan sonra yeni yılda parmağımızı şıklatarak da tüm kilolardan kurtulmayı umarız. Fakat sağdan soldan duyulan kilo verme yollarına başvurduğumuzda hep bir çıkmaza gireriz. Ne de olsa sağlıklı yiyecekleri bulmak tahmin ettiğimizden de zordur. İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-650  alignright" title="lose-weight (1)" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/lose-weight-1.jpg" alt="" width="314" height="325" />Tatillerde, bayramlarda o lezzetli yemeklere dalma fırsatları bolca çıkar. Yemek merkezli kutlamalar, hem ajandalarımızı hem de bel ölçülerimizi şişirir. Aylarca yemeklerle şımartıldıktan sonra yeni yılda parmağımızı şıklatarak da tüm kilolardan kurtulmayı umarız. Fakat sağdan soldan duyulan kilo verme yollarına başvurduğumuzda hep bir çıkmaza gireriz. Ne de olsa sağlıklı yiyecekleri bulmak tahmin ettiğimizden de zordur. İşte bu haber de bildiğimiz yanlışları deşiyor, kilo verme atılımınızda size biraz da olsa yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>1. Karbonhidratlar Kötüdür: Makarna da dâhil olmak üzere karbonhidratları yemek sizi öldürmez hatta diyetinize sağlıklı bir katkı da yapabilir. Yüksek proteinin gelişmesiyle düşük karbonhidratlı beslenme düzenleri fazla karbonhidratlı yiyecekleri dışlanan yiyeceklerden biri yaptı. Fakat yapılan araştırmalar karbonhidratları beslenmeden çıkarmanın pek çok açıdan zararlı olabileceğini gösteriyor. Düşük karbonhidratlı diyetlerin çoğu ekmek, makarna ve benzer gıdaları kesip et, yumurta ve peynir gibi yüksek proteinli gıdalara dayanmayı önerse de bu aşırı yağ ve kolestrol insanı yürüyen bir kalp krizi bombasına dönüştürebilir. Karbonhidratlar böbrek taşlarını ve ketoz hastalığını önler. Özellikle esmer pirinç ve kepekli makarna, beslenme anlamında pek çok fayda sağlıyor, uzun süre tokluk hissi veriyor ve çok işlenmiş karbonhidratlara göre daha kolay hazmediliyor. Bu bilgiyi göz önünde bulundurarak diyetinize karbonhidrat katmanız mümkün, hatta daha sağlıklı.<span id="more-649"></span></p>
<p>2. Atıştırmalıklar ve Tatlılar Diyeti Mahveder: Tatlıları ortalama bir ölçüde yerseniz korkmanıza hacet yok, diyetinize hiçbir şey olmaz. Bir diyeti mahveden şey tatlı veya abur-cubur yemek değil, yediğiniz şeylerin niteliği ve niceliğidir. Eğer atıştırmalık dediğiniz şey koca bir paket cipsse atıştırmalıkları bir kase meyve ya da mısır gevreğiyle değiştirmek faydalı olacaktır. Kan şekerinizin düşmemesi için gerekli olan atıştırmalıklar, enerji seviyenizi de yüksek tutar ve ana yemeklerde fazla yemeği önler. Beslenme uzmanları arada sırada kendinize bu tarz ödüller vermeniz gerektiğini de söyler. Yemek seçiminiz sağlıklı olduğu ve günlük kalori alımınız aynı kaldığı sürece diyetinizin başarısında büyük bir değişim olmayacaktır.</p>
<p>3. Yağdan Kesinlikle Uzak Durun: Evet, yağ çok sağlıklı olmayabilir ancak ondan bu kadar kaçmaya gerek de yoktur. Az yağlı gıdalar da pek çok açıdan yanıltıcı olabilir. Çoğunlukla az yağlı gıdaları seçen insanlar, sağlıklı bir tercihte bulunduklarına inandıklarından normaldekinden çok daha fazla yerler. Aynı şekilde kilo kaybı da bu besinlerin bilinçsizce tüketilmesi sebebiyle durabilir. Beslenme uzmanları biraz yürüyüş ve egzersizle yağdan kesinlikle uzak durmak zorunda kalınmayacağını söylüyor. Tüm bunlarla beraber yağ kelimesi sizi çığlıklar içinde kaçmaya sevk ediyorsa bu kelimeyle ilgili anlayışınızı değiştirmeye bakmanızı tavsiye ederiz. Tüm yağlar sağlıksızdır miti sizi kandırmış demektir. Kimi yağlar günlük beslenmenin önemli bir parçasıdır. Fındık ve balık yağları; zeytin, kanola ve aspur yağları da kardiovasküler hastalık riskini azaltır.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/healthy-weight-loss.jpg" rel="lightbox[649]"><img class="size-full wp-image-651 alignright" title="healthy-weight-loss" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/healthy-weight-loss.jpg" alt="" width="356" height="240" /></a></p>
<p>4. Asla Akşamları Yemek Yemeyin: Gece vakti canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde akıllıca seçimler yaparsanız pek sorun yaşamazsınız. Uzunca zamandır inanılan bu mit, bizi yine tüketilen besinin özellikleri gerçeğine götürüyor. Uzmanlar, bir gıdanın ne zaman tüketildiğinin değil alınan kalori miktarının daha önemli olduğunu söylüyor. Yani çok fazla kalori aldığınız bir günün sonunda yatmadan evvel pasta yemediğiniz sürece sorun yok. Öyleyse gün içerisinde mantıklı bir beslenmeniz olduysa gece yediğiniz bir şey kaydettiğiniz ilerlemeyi boşa çıkarmayacaktır. Elbette yatmadan hemen önce ağır şeyler yemek çok da iyi olmaz çünkü insan uyurken normalde olduğundan daha az kalori yakar. Öyleyse yapılması gereken ey gün içinde yenilen miktar göz önünde bulundurularak bir karar vermektir.</p>
<p>5. Tartıya Çıkıp Kilonuza Bakmayın: Düzenli olarak tartıyı kullanmak diyet süresince akıllıca bir şey olabilir. Çoğu insan acı gerçeklerden uzak durmak için tartıdan da uzak durur. Ne de olsa o istenmeyen kilolar bir kez daha istenmeyen bölgelerde birikmiştir. Ancak düzenli olarak tartıya çıkanlar, fazladan kilo almaya başladıklarında bunu hemen fark ederler. Bu sayede başlarındaki bela daha da büyümeden önünü kesme yolları ararlar. Her hafta aynı tartıda kilonuzu kontrol ederseniz güvenilir sonuçlar alabilirsiniz. Diyet yapan kimi insanlar göğüs, kol, baldır, bel ve kalça ölçülerini de almak isteyebilirler. Bu da aylık olarak yapılabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kilo-verme-konusunda-bes-buyuk-yalan.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vampirler Hakkında Bilmediğiniz 40 Şey</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/korku/vampirler-hakkinda-bilmediginiz-40-sey.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/korku/vampirler-hakkinda-bilmediginiz-40-sey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 15:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[alacakaranlık]]></category>
		<category><![CDATA[edward]]></category>
		<category><![CDATA[folklorik vampirler]]></category>
		<category><![CDATA[kazıklı voyvoda]]></category>
		<category><![CDATA[kont dracula]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi vampirler]]></category>
		<category><![CDATA[vampir]]></category>
		<category><![CDATA[vampir dracula]]></category>
		<category><![CDATA[vampir film]]></category>
		<category><![CDATA[vampir filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[vampyr]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[Vampirler&#8230; Korku edebiyatının hatta genel olarak kurgu edebiyatının çok önemli bir parçası olmuş bu ‘yaratıkların’ gerçek olabileceği düşüncesi tarihte büyük yer edinmiştir. Bram Stoker’ın ünlü kurgu romanı Dracula dahi gerçekte var olan bir Kazıklı Voyvoda karakterinden esinlenilerek yazılmıştır. Yakın zamanda da Buffy the Vampire Slayer, Angel ve New Moon gibi vampir efsaneleri gerek televizyonları gerekse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-645 alignleft" title="vampire-picture-hot" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/vampire-picture-hot.jpg" alt="" width="281" height="278" />Vampirler&#8230; Korku edebiyatının hatta genel olarak kurgu edebiyatının çok önemli bir parçası olmuş bu ‘yaratıkların’ gerçek olabileceği düşüncesi tarihte büyük yer edinmiştir. Bram Stoker’ın ünlü kurgu romanı Dracula dahi gerçekte var olan bir Kazıklı Voyvoda karakterinden esinlenilerek yazılmıştır. Yakın zamanda da Buffy the Vampire Slayer, Angel ve New Moon gibi vampir efsaneleri gerek televizyonları gerekse beyaz perdeyi kaplamıştır. İşte bu ilginç ve merak uyandıran ‘tür’ hakkında önemli bilgiler.</p>
<p>1. Çoğu araştırmacı İngilizce ‘vampire’ kelimesinin Macarca vampir ya da cadı anlamına gelen eski Türkçe upior, upper, upyr kelimelerinden geldiğini düşünür. Diğer araştırmacılarsa kelime kökeninin Yunanca ‘içmek’ anlamına gelen bir kelimeden ya da ‘hastalıklı’ anlamına gelen nosophoros kelimesinden türediğini söyler. Sırpça bamiiup ya da Sırp-Hırvat pirati kelimelerinden türemiş olma olasılığı da vardır. Pek çok kültürde vampir kelimesine karşılık gelen bir terimin olması, vampirlerin insan bilincinde yer etmiş olduğunu gösteriyor.<span id="more-644"></span></p>
<p>2. Bir grup vampire küme, sürü, topluluk, kütle ya da klan denilebilir.</p>
<p>3. Büyük olasılıkla tüm zamanların en meşhur vampiri Kont Dracula, Tesniye (Tevrat) alıntısı yapmıştır: “Kan hayattır.”</p>
<p>4. Susam Sokağı’nın vampir kuklası Count von Count, gerçek bir vampir mitine dayanır. Bir vampirin insana gelmesini önlemek için önerilen yollardan biri kapının dışına tohum ya da pencere önüne balık ağı atmaktır. Vampirler kendilerini tohumları ya da ağdaki delikleri saymaya zorunlu hissedeceklerdir ve bu da güneş doğana kadar onları oyalar.</p>
<p>5. Dolmen adı verilen tarih öncesi taş yapıtlar, kuzeybatı Avrupa’da ölülerin mezarları üzerinde bulunuyor. Antropologlar, vampirlerin uyanmasını önlemek için bu anıtların yapıldığını zannediyor.</p>
<p>6. Porphyria (aynı zamanda vampir ya da Dracula hastalığı da denilir) adı verilen nadir bir hastalık, güneş ışığına aşırı hassasiyet ve bazen kıl yoğunluğu gibi vampirlere özel semptomlar göstermektedir. Ekstrem bazı durumlarda dişler kırmızımsı kahverengi renk alır ve sonunda hasta aklî melekelerini bile yitirebilir.</p>
<p>7. Vampir olmakla suçlanan insanların aslında cinsel anlamda kana susama anlamına da gelebilecek olan haematodipsia ve gündüz körlüğü olarak bilinen hemeralopia hastalığından muzdarip olabileceği söyleniyor. Anemi (kansızlık) de sıklıkla vampir saldırısı geçirmiş bir insanda olan bir hastalık olarak görülür.</p>
<p>8. En ünlü ‘gerçek vampirlerden’ biri de gençlik güzelliğini koruyabilmek adına genç kızlara işkence ederek etlerini ısıran ve kanlarında banyo yapan Kontes Elizabeth Bathory’dir (1560 – 1614).</p>
<p>9. Vampir efsanelerinin kökeni Eflaklı Voyvoda ya da Kazıklı Voyvoda (1431 – 1476) olarak da bilinen tarihi kimliğe dayanıyor olabilir. Voyvoda’nın şapkalarını insanların kafasına çivileme, canlı canlı derilerini yüzme ve kazıklara geçirme gibi huyları vardı. Aynı zamanda düşmanlarının kanının içine ekmek banıp yemesini de severdi. İsmi Voyvoda, ejderin oğlu ya da Dracula anlamına gelmektedir. Bu yüzden de kendisi tarihin Dracula’sı olarak tanınır. Kazıklı Voyvoda 1476 senesinde cinayete kurban gitmiş olsa da mezarının boş olduğu söylentileri vardır.</p>
<p>10. Vampirlere dair en eski bulgular, M.Ö. 4,000’lere dayanan eski Sümer ve Babil mitlerinde görülür. Bu mitlerde ekimmu ya da edimmudan (kaçırılan anlamında) bahsedilir. Ekimmu, düzgün bir biçimde gömülmemiş ve intikamını alabilmek için kızgın bir ruh olarak yaşayanların kanını emmeye gelmiş bir çeşit uruku ya da utukkudur (iblis güç).</p>
<p>11. Mısır yazıtı Pert em Hru’ya (Mısır Ölüler Kitabı) göre ka (ruhun beş parçasından biri) belirli kurbanları almaz, kha olarak mezarından kalkarak kendi besinini arar. Bunun sonucunda yaşayanların kanını da içebilir. Ayrıca Mısır tanrıçası Sekhmet’in de kan içtiği bilinmektedir. Hint tanrıçası dişli Kali’nin içinde de kuvvetli bir kan arzusu vardı.</p>
<p>12. Çinli vampirlere ch’iang shih (ceset dansçısı) adı verilirdi ve bunların kırmızı gözleri, çarpık pençeleri olurdu. Kadınlara saldırmalarına sebep olan güçlü bir cinsel dürtüleri olduğunu söylenir. Büyüdükçe ch’iang shih uçma kabiliyeti kazanır, beyaz saçları çıkar ve kurta dönüşebilir.</p>
<p>13. Vampirler ve zombiler yaşayan ölü statüsüne girse de ait oldukları mitolojiye bağlı olarak aralarında bazı farklılıklar olabilir. Örneğin zombilerin vampirlere göre daha düşük IQ’ya sahip olduğu, sade kandan çok beyin ve eti tercih ettikleri, sarımsağa bağışıklıkları olduğu, aynada çoğunlukla yansımaları olduğu, çürüyen kaslarına bağlı olarak yavaş hareket ettikleri, kiliselere girebildikleri ve ateş ya da güneş ışığından kesin olarak korkmadıkları düşünceleri çoğunlukla Afrika mitolojisinden kaynaklanmaktadır.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Interview_with_the_vampirecopy.jpg" rel="lightbox[644]"><img class="size-full wp-image-646 alignright" title="Interview_with_the_vampirecopy" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Interview_with_the_vampirecopy.jpg" alt="" width="345" height="259" /></a></p>
<p>14. Vampir isterisi veşüphe duyulan vampirleri ‘öldürmek’ için ortaya çıkan ceset tahripleri, on sekizinci yüzyıl ortalarında Avrupa’da öyle sapkınca bir hâl almıştı ki bazı hükümdarlar cesetlerin mezarlarından çıkarılmasını önlemek için yasalar çıkardılar. Bazı bölgelerde toplu isteri, vampir olduğuna inanılan insanların halk içinde idamına bile sebep oldu.</p>
<p>15. İngilizce dilindeki vampir hakkında ilk kurgu eser, John Polidori’nin Vampyre eseridir ve yanlışlıkla Lord Byron’ın adıyla basılmıştır. Polidori (1795-1821), aslında Byron’ın doktorudur ve vampirini de Byron’dan esinlenerek yaratmıştır.</p>
<p>16. İlk vampir filminin 1912’de çekilen ‘5 No’lu Evin Sırları’ olduğu zannedilmektedir. Murnau’nun sessiz siyah-beyaz filmi Nosferatu daha sonra, 1922 senesinde gelmiştir. Ancak Tod Browning’in Dracula’sı ( Bela Lugosi’nin oynadığı erotik, sevimli, smokin ve pelerinle dolaşan aristokrat vampirle), vampir filmleri ve edebiyatının kilometre taşı olmuştur.</p>
<p>17. Vampirlerin hayvanlar âlemi üzerinde kontrolü olduğu ve yarasa, sıçan, baykuş, güve, tilki ya da kurt biçimlerini alabileceği söylenir.</p>
<p>18. 2009’da ağzına taş sıkıştırılmış on altıncı yüzyıldan bir kadın kafatası, salgın kurbanlarının kalıntıları yakınında bulundu. Bu dönemde vampir olduğundan şüphe duyulan birinin ağzına, diğer salgın kurbanlarının cesetlerini yememesi ya da yaşayanlara saldırmaması için taş konulması sıra dışı bir durum değildi. Aynı zamanda hıyarcıklı vebanın Avrupa’da yayılmasının sebebi olarak da dişi vampirler gösteriliyordu.</p>
<p>19. Joseph Sheridan Le Fany’nin 1872 senesi kısa gotik romanı, dişi bir vampir olan Carmilla’yı anlatır ve Bram Stoker’ın Dracula’sını büyük ölçüde etkilemiş olduğu düşünüldüğü gibi dişi ve lezbiyen vampirlerin prototipini oluşturduğu da söylenir. Hikâyede Carmilla’nın vampir olduğu anlaşılır ve kanla dolu tabutu içinde göğsüne kazık saplanır, kafası kesilir ve yakılır.</p>
<p>20. Bram Stoker’ın Dracula’sı (1897) vampir mitolojisinde önemli bir etki olarak yerini korumaktadır ve asla baskıdan kalkmamıştır. Kimi akademisyenler bunun açık bir Hristiyan alegorisi olduğunu söylerken kimileri Victoria dönemindeki bastırılmış psiko-seksüel endişeleri yansıttığını söyler.</p>
<p>21. Pek çok efsaneye göre biri vampir olduğundan şüphe edilen biri tarafından ısırılırsa yakılmış bir vampirin küllerini içmelidir. Vampir saldırılarından korunmak içnse ekmeği vampir kanına bulayarak onu yemelidir.</p>
<p>22. Eşiklerin tarihî anlamda önemli bir sembolik değeri vardır ve bir vampir davet edilmediği sürece eşiklerden geçemez. Eşiklerle vampirler arasındaki ilgi, suç ortaklığı ve izinle alakalı bir olgu gibi görünmektedir. Kötülere bir defa izin verildiği takdirde kötülük tekrar tekrar o eşikten içeri girebilir.</p>
<p>23. Hristiyanlık öncesi vampirleri geri püskürtme yöntemleri arasında sarımsak, akdiken dalları, üvez ağacı (daha sonraları haç yapmak için kullanıldı), tohum dökme, ateş, mezar kazıcının küreğiyle baş kesme, tuz (korunma ve saflıkla bağlantılandırılırdı), demir, çan, horoz ötmesi, nane şekeri, akan su ve vampir olduğundan şüphelenilen birini dört yol ağzına gömme de vardı. Cesetlerin yüzü toprağın iç kısmına gelecek şekilde gömme gibi bir durum da vardı. Bu sayede vampirlerin çıkmak için yanlış yöne doğru kazı yapacakları ve toprağın içinde kaybolacaklarına inanılıyordu.</p>
<p>24. Hristiyanlığın yayılmasının ardından bu yöntemler arasına kutsal su, haç, aşai rabbani ayini ekmeği de katıldı. Bu metodlar çoğunlukla vampir için ölümcül olmuyordu ve etkinlikleri kullanan kişinin inancına göre değişiyordu.</p>
<p>25. Geleneksel bir vampir püskürtücü olan sarımsak, 2,000 seneden fazla bir süredir bir korunma yöntemi olarak kullanılmaktadır. Antik Mısırlılar sarımsağın tanrının bir hediyesi olduğuna, Roma askerleri kendilerine cesaret verdiğine, denizciler geminin batmasını engellediğine ve Alman madenciler onlar yeraltındayken kötü ruhlardan uzak tuttuğuna inanırlardı. Pek çok kültürde gelinler korunmak içn gelinliklerinin altında sarımsak taşırlardı ve sarımsak dişleri insanları çeşitli hastalıklardan korumak için kullanılıyordu. Günümüz bilim adamları da sarımsaktaki yağın, alisinin, oldukça etkili bir antibiyotik olduğunu söylüyor.</p>
<p>26. Güneş ışığının vampirleri öldürebileceği düşüncesi, 1950’lerde Filipinler’deki batıl inançlı gerillaları korkutmak için Amerikan hükümeti tarafından başlatılmış olabilecek modern bir uydurma gibidir. Güneş ışığını bir vampir bir başka vampiri öldürmek için kullanabileceği gibi (Ann Rice’ın popüler romanı Vampirle Görüşme’de olduğu gibi) Lord Ruthven ve Varney de güneş ışığında yürüyebilen vampirler olduğunu gösteriyor.</p>
<p>27. Vampirlerin tabutta uyuması gerektiği efsanesi, büyük olasılıkla cesetlerin mezarlarında ya da tabutlarında aniden doğrulup oturduklarını anlatan mezar kazıcılar ve cenaze levazımcılarından çıkmıştır. Bu ürkütücü fenomen çürüme evresinden kaynaklanıyor olabilir.</p>
<p>28. Kimi efsanelere göre vampirler, eski eşleriyle cinsel birliktelik yaşayabilirler ve bunun sonucunda da hamilelik durumu ortaya çıkabilir. Aslında bu inanç, bekar kalması beklenilen bir dulun nasıl hamile kaldığını da açıklayabilecek türdendir. Ortaya çıkan çocuğa Bulgarca gloglave (glog) ya da Türkçe vampir adı verilir. Ancak afaroz edilmek yerine çocuk vampirleri öldürme yeteneğine sahip olan bir kahraman olarak görülür.</p>
<p>29. Stephanie Meyers’ın yazdığı Alacakaranlık kitap serisi (Alacakaranlık, Yeni Ay, Tutulma, Şafak Vakti), filme gidenler arttıkça daha popüler bir hâl aldı. Meyers, vampir mitolojisi konusunda bir araştırma yapmadığını itiraf ediyor. Aslında onun vampirleri pek çok açıdan gelenekleri bozuyor. Örneğin sarımsak, kutsal şeyler ya da güneş ışığı onlara zarar vermiyor. Bazı eleştirmenler, gençlerdeki cinsel gerilimi ve dışlanmışlık duygusunu yakalayabildiği için kitabı övüyor.</p>
<p>30. Hollywood vampirleri ve edebiyattaki vampirler, folklorik vampirlerden ayrılık gösteriyor. Örneğin Hollywood vampirleri genelde solgun, aristokrat, çok yaşlı, kendi topraklarına ihtiyaç duyan, doğa üstü denilebilecek derecede güzel ve vampir olabilmek için ısırılması gereken karakterler olarak gösteriliyor. Buna karşılık olarak folklorik vampirler (Bram Stoker’dan önce) genellikle sıradan ve yakın zamanda ölmüş kimselerdir. İlk olarak biçimsiz kan torbaları olarak görünürler, kendi topraklarına ihtiyaç duymazlar ve sıklıkla göğüslerine kazık saplanarak ya da saplanmadan ölüdürülürler.</p>
<p>31. Folklorik vampirler yalnızca ısırıkla vampir olmazlar. Bir zamanlar kurt adamlarsa, büyücülük yaptılarsa, aforoz edilmişlerse, intihar etmişlerse, yasaklı çiftlerin gayri meşru çocuklarılarsa ya da vaftiz edilmeden ölmüşlerse de vampir olabilirler. Bunun yanı sıra kurtların öldürdüğü bir koyunun etinden yiyen, yedinci çocuk olarak doğan, bir vampirin beğendiği hamile bir kadının çocuğu olan, gömülmemiş bir cesedin üzerinden geçmiş bir rahibe olan, dişli doğan ya da gömülmeden cesetleri üzerinden bir kedi atlayan herkes vampire dönüşebilir.</p>
<p>32. Vampir folklöründe vampirler öncelikle kemikleri olmayan yumuşak ve belirsiz bir biçim olarak görünürler. “Kırmızı parlak gözleri ve kan emmek için yüzünde burnu yerine bulunan keskin uzvuyla ‘bir kan çuvalıydı’. 40 gün yaşayabilse kemikleri ve bir bedeni olur, daha tehlikeli, öldürülmesi zor bir hâl alırdı.”</p>
<p>33. Bir vampiri tanımlamak için kan içme özelliği yeterli olmasa da akıl almaz bir şey olduğu kesindir. Kimi kültürlerde kurbanın kanını içmek içene kurbanın kuvvetini verebilir, bir hayvanın özelliğini almasını sağlayabilir ve hatta bir kadını daha doğrugan hâle getirebilir. Aynı zamanda kırmızı renk de pek çok vampir ritüelinde bulunmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Twilight-Wallpaper-2-twilight-series-36669_1024_768.jpg" rel="lightbox[644]"><img class="size-full wp-image-647 alignleft" title="Twilight-Wallpaper-2-twilight-series-36669_1024_768" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Twilight-Wallpaper-2-twilight-series-36669_1024_768.jpg" alt="" width="326" height="231" /></a>34. Bazı vampir öykülerinde vampirler evlenebilir; kasaplık, berberlik ya da terzilik gibi vampirlere uygun işler bulabilecekleri bir başka kente taşınabilirler. Kasap olabilmeleri durumu, kasapların ‘kurbancı’ soyundan geldiği analojisine dayanıyor olabilir.</p>
<p>35. Balkanlarda belli bölgeler balkabağı ya da karpuz gibi meyvelerin on günden fazla dışarıda kalması ya da yeni yılda tüketilmemesi durumlarında vampire dönüşebileceklerine inanır. Vampir balkabakları ya da karpuzlardan dişleri olmadığı için genelde korkulmazdı. Meyvelerin üzerinde görülen kan da buna istinaden vampire dönüşebileceğine dair bir işaret olarak algılanır.</p>
<p>36. Denizkızları da vampire dönüşebilir ancak onlar kurbanlarının kanını değil nefeslerini emer.</p>
<p>37. 20. yüzyılın sonuna kadarki zaman diliminde vampirler hakkında 300’den fazla film yapıldı ve bunun yüzden fazlasında Dracula vardı. 1,000’den fazla vampir romanı çıkartıldı ve bunların çoğunun basımı son 25 sene içerisinde gerçekleşti.</p>
<p>38. Son yıllarda çocuk edebiyatının en popüler vampiri, vejetaryen bir vampir olarak mutlu biçimde hayatını sürdüren sevimli tavşan Bunnicula’dır.</p>
<p>39. Bazı tarihçiler Prens Charles’ın doğrudan Dracula’nın oğlu olan Kazıklı Voyvoda’nın soyundan geldiğini söylemektedir.</p>
<p>40. Vampir mitolojisinde yakın zamandan en iyi bilinen gelişme Buffy the Vampire Slayer ve ‘yan-ürünü’ Angel’la olmuştur. Buffy, vampirizmi genç bir vampir avcısının oldukça gerçekçi, yirminci yüzyıl dünyasından anlatarak modernize ettiği için ilginç gelir. Buffy rolündeki Sarah Michelle Gellar, arkadaşlarıyla vampirlerin peşinden koşar. Dikkat çekmesinin bir diğer sebebi de, akademik çevrelerde ‘Buff Araştırmaları’ diye bir şeyin oluşmasına sebep olmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/korku/vampirler-hakkinda-bilmediginiz-40-sey.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Facebook Hakkında Bilmedikleriniz</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/teknoloji/facebook-hakkinda-bilmedikleriniz.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/teknoloji/facebook-hakkinda-bilmedikleriniz.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 15:32:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[arama listesi]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[facebook hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[facebook kullanıcıları]]></category>
		<category><![CDATA[facebook resimleri]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[1. Facebook’un 350 milyondan fazla aktif kullanıcısı var. 35 milyondan fazla kullanıcı her gün ‘durumunu’ güncelliyor ve bu da günde yaklaşık 55 milyon durum güncellemesi anlamına geliyor.
2. Her ay Facebook’a 2.5 milyardan fazla resim yükleniyor.
3. Ortalama bir Facebook kullanıcısının 130 arkadaşı oluyor ve ayda sekiz arkadaşlık isteği gönderiyor.
4. 18 yaş altındaki çocuklar için 2009 araştırmalarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-642 aligncenter" title="facebook" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/facebook.jpg" alt="" width="402" height="268" />1. Facebook’un 350 milyondan fazla aktif kullanıcısı var. 35 milyondan fazla kullanıcı her gün ‘durumunu’ güncelliyor ve bu da günde yaklaşık 55 milyon durum güncellemesi anlamına geliyor.</p>
<p>2. Her ay Facebook’a 2.5 milyardan fazla resim yükleniyor.</p>
<p>3. Ortalama bir Facebook kullanıcısının 130 arkadaşı oluyor ve ayda sekiz arkadaşlık isteği gönderiyor.</p>
<p>4. 18 yaş altındaki çocuklar için 2009 araştırmalarında Facebook en çok aratılan 100 kelimenin arasına girdi. Listede YouTube ve Google, Facebook’u geçen iki site oldu.<span id="more-641"></span></p>
<p>5. En iyi 500 okul arasında yakın zamanda yapılan bir ankete göre kabul görevlilerinin yüzde 10’u adaylarını değerlendirmek için Facebook gibi sosyal ağlardaki hesaplarına bakıyor. Kabul görevlilerinin yüzde 38’iyse gördükleri şeylerin başvuran adayı negatif anlamda etkilediğini söylüyor.</p>
<p>6. Facebook MySpace trafiğini ezip geçmekle kalmıyor, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nde Google’dan sonra en çok aratılan site olarak gösteriliyor.</p>
<p>7. Amerikalılar yılda 13.9 milyar dakikalarını Facebook’ta, beş milyar dakikalarınıysa MySpace’te geçiriyor.</p>
<p>8. 2003’te Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg Facemash’i yarattı. Bu sitede lisans öğrencilerinin resimlerini yan yana koyuyordu ki insanlar hangi öğrencinin daha güzel olduğunu seçebilsin. Zuckerberg daha sonra Facemash’i Facebook hâline getirdi.</p>
<p>9. Facebook’un, kullanıcıların diğer sitelerde yaptıkları alış-verişlere göre bilgiler çıkartan tartışmalı reklam sisteminin bir parçası olan Beacon, 2009’da mahkemelere taşındı. Sonuç olarak Facebook’tan 9.5 milyon dolar ödemesi istendi.</p>
<p>10. Facebook bir ülke olsa dünyanın en büyük beşinci ülkesi olurdu. Listenin başındaysa Çin, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Endonezya alırdı.</p>
<p>11. 2009’da bir acil servis görevlisi, boğulmuş ve sonra da dövülerek öldürülmüş New Yorklu bir kadının ceset fotoğrafını cep telefonu kamerasıyla çekti ve bu fotoğrafı Facebook’taki hesabına ekledi. Kısa bir süre sonra görevi kötüye kullanmadan ceza aldı ve işten atıldı.</p>
<p>12. İngiltere ve Galler’deki Katolik Kilisesi’nin başı, Facebook ve MySpace’in çocukları intihara yöneltebileceği konusunda uyarıda bulundu. Sebep olarak da bu tarz sitelerin gençleri geçici ilişkiler oluşturmaya ve toplum hayatını insanlıktan uzaklaştırmaya teşvik etmesi gösterildi.</p>
<p>13. Facebook’ta ‘Zayıfla ya da Bunu Yapmaya Çalışırken Öl’, ‘Beni Besleyen Şey Öldürür’ gibi yeme bozukluğu grupları da var. Bu tarz yeme bozukluklarıyla ilgili siteler internette genelde anonim olarak çıksa da Facebook’ta giderek büyüyen varlıkları herkesin ulaşabileceği bir hâle gelmelerini sağlıyor.</p>
<p>14. Yeni Oxford Sözlüğü, 2009 senesi kelimesinin Facebook gibi sitelerde birini arkadaş listesinden çıkartmak anlamında kullanılan ‘arkadaşlıktan atmak’ kelimesi olduğunu belirtti. Ancak kelimenin doğru kullanılıp kullanılmadığına dair bazı çekişmeler var.</p>
<p>15. 39 yaşındaki Pennsylvanialı bir baba, 13 yaşındaki kızına Facebook üzerinde cinsel ilişkiye girme isteğinde bulunduğu için tutuklandı.</p>
<p>16. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre Facebook kullanıcılarının kullanmayanlara göre daha düşük notları var.</p>
<p>17. İlk olarak üniversite öğrencileri için yaratılmış olan Facebook’un bugün 26 yaş üstü kullanıcıları toplam Facebook nüfusunun yüzde 60’ını oluşturuyor.</p>
<p>18. Ortalama Facebook kullanıcıları günün elli beş dakikasını sitede geçiriyor. ‘Beğen’ butonunu ayda dokuz defa kullanıyor ve her ay 25 yorum yazıyor.</p>
<p>19. Facebook kullanıcılarının yaklaşık yüzde 70’i Amerika Birleşik Devletleri’nin dışından.</p>
<p>20. Ünlü ekonomi dergisi Forbes, Facebook’un yaratıcısı/sahibi 25 yaşındaki Mark Zuckerberg’i dünyanın en genç milyarderi ilân etti.</p>
<p>21. Suriye, Çin, Vietnam ve İran’da Facebook yasak.</p>
<p>22. 2009 senesi Aralık ayında Facebook’ta 250 milyondan fazla aktif kullanıcı vardı. 2004 Aralık’taysa yalnızca bir milyon.</p>
<p>23. Facebook’ta kullanım koşulları yöneticisi olan Tim Sparapani, yüzlerce milyon insanın özel bilgilerini online paylaşmak konusunda bir dakika olsun durup düşünmediklerini söyledi.</p>
<p>24. Facebook’a yatırım yapan ilk kişi, PayPal’un ortak kurucusu Peter Thiel’dir ve 2004 Haziran ayında 500,000 dolar yatırımda bulunmuştur.</p>
<p>25. 2005’te Doğu Asya’nın en zengin adamı Li Hu Shing, Facebook’a 120 milyon dolarlık yatırımda bulundu.</p>
<p>26. Eylül 2009’da Zuckerberg ilk defa Facebook’un nakit akışında pozitif olduğunu itiraf etti. Bu da Facebook’un harcadığından daha fazla para kazandığı anlamına geliyor.</p>
<p>27. Lamebook.com isimli sitede, Facebook’a yazılan komik ve gereksiz güncellemeler yayınlanıyor.</p>
<p>28. Facebook’un Amerika Birleşik Devletleri’nde en hızlı büyüyen kesimi 55 yaş ve üstü kadınlardan oluşuyor.</p>
<p>29. Öğrenci fotoğraf ve profillerinin yer aldığı Harvard Üniversitesi öğrenci idaresinden ismini alan Facebook’un asıl ismi thefacebook’du ve yalnızca Harvard öğrencileri kullanabiliyordu. 2005 senesinde site Facebook adını aldı.</p>
<p>30. Facebook Aralık 2009’da güvenlik ayarlarını değiştirdiğinde Zuckerberg’in bir zamanlar özel olan fotoğrafları herkes tarafından görülebilir hâle geldi.</p>
<p>31. Hem vatandaşlar hem de polis departmanları, şüphelenilen suçluları bulmak için Facebook’u kullanıyor.</p>
<p>32. Facebook kullanıcılarının 100 milyonu Afro-Amerikan, yüzde 9’u Latin kökenli, yüzde 6’sı Asyalı.</p>
<p>33. 20 yaşındaki bir IBM çalışanı, sigorta firmasından aldığı hastalık iznini kaybetti, çünkü depresyonda olduğunu söylerek aldığı izin sırasında Facebook’a koyduğu fotoğraflar hayli mutlu olduğunu gsöteriyordu.</p>
<p>34. Kızlar, arkadaşlarıyla Facebook’ta çok fazla konuşarak anksiyete ve depresyon sorunları yaşayabilir. Aynı problemi sürekli olarak konuşmak sağlıksız bir takıntıya dönüşebiliyor.</p>
<p>35. 1 Temmuz 2009’da Michael Jackson’ın ölümüyle hayran sayfası Facebook’un en popüler sayfası hâline geldi. Daha önceleri Facebook’taki en popüler kişi Amerikan Başkanı Barack Obama’ydı (6 milyon hayran).</p>
<p>36. Usocial isimli bir internet sitesi, müşterilerine Facebook arkadaşları ve hayranları satma hizmeti sunuyordu. Facebook’tan bu konuyla ilgili olarak bir uyarı almasına rağmen site yöneticileri, aktivitelerini tamamen durdurmayacaklarını söyledi.</p>
<p>37. Aralık 2009 tarihli bir Facebook gönderisi bir böbrek bağışı yapılmasını sağladı.</p>
<p>38. Farmville oyununun Facebook üzerinde 60 milyon oyuncusu bulunuyor. Farmville’le beraber Mafya Savaşları diğer Facebook oyunlarının da yapımcısı olan Zynga, yıllık 200 milyon dolardan fazla bir gelir elde ediyor.</p>
<p>39. Amerika Birleşik Devletleri’nde 13 ile 17 yaş arası insanların yüzde 54.7’sinin Facebook hesabı var.</p>
<p>40. Facebook için uygulama geliştiren 800,000’den fazla insan var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/teknoloji/facebook-hakkinda-bilmedikleriniz.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutlu Diyar’ın Beren’i: JRR Tolkien</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kutlu-diyar%e2%80%99in-beren%e2%80%99i-jrr-tolkien.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kutlu-diyar%e2%80%99in-beren%e2%80%99i-jrr-tolkien.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 16:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[christopher tolkien]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[hobbit]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[jrr tolkien]]></category>
		<category><![CDATA[lord of the rings]]></category>
		<category><![CDATA[orta dünya]]></category>
		<category><![CDATA[silmarillion]]></category>
		<category><![CDATA[silmarillion tolkien]]></category>
		<category><![CDATA[the inklings]]></category>
		<category><![CDATA[the ring]]></category>
		<category><![CDATA[tolkien]]></category>
		<category><![CDATA[yüzüklerin efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle Türkiye’deki büyük çoğunluğun ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesiyle tanıdığı ünlü İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien, tüm dünyada yankı uyandıran bir seriyi ve aynı derecede önemli romanları, kısa öyküleri yazmakla kalmamış, dönemin edebiyat çemberine oldukça yabancı olan bir türü, bambaşka bir dünyayı da yaratmıştır. Oxford Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olarak yaşamını sürdüren Tolkien, The Inklings adını verdikleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-632 alignleft" title="jrr_tolkien" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/jrr_tolkien.jpg" alt="" width="244" height="260" />Özellikle Türkiye’deki büyük çoğunluğun ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesiyle tanıdığı ünlü İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien, tüm dünyada yankı uyandıran bir seriyi ve aynı derecede önemli romanları, kısa öyküleri yazmakla kalmamış, dönemin edebiyat çemberine oldukça yabancı olan bir türü, bambaşka bir dünyayı da yaratmıştır. Oxford Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olarak yaşamını sürdüren Tolkien, The Inklings adını verdikleri ve içinde C.S. Lewis’in de bulunduğu edebiyat grubundan savaşta geçirdiği döneme, ailesiyle olan ilişkilerinden hayata bakışına her şeyiyle, kristalleşmiş tüm bilinenleri kırmayı başarmıştır ve bu ‘değişim’ yolculuğuna da dille başlar. Bizim için onu tanımaksa belki biraz daha baştan, onun geldiği yerden başlamalıdır.<br />
Tolkien’ın baba tarafı Sakson göçmenidir ancak yazarın doğumundan yüz elli yıl önce Anglikanlaştırılmışlardır. 1890’da daha iyi bir iş bulma umuduyla Güney Afrika’ya yerleşen babası bankacı Arthur Tolkien, burada İngiliz kökenli Mabel Suffield’la evlenir. John Ronald Reuel Tolkien da burada, Bloemfontein, Güney Afrika’da 3 Ocak 1892 tarihinde doğmuştur. Afrika’yla ilgili çok fazla anısı olmasa da o günleri yeterli ölçüde Tolkien’ın eserlerine yansımıştır. Örneğin büyük tüylü bir örümcekle yaşadığı karşılaşma, daha sonra Yüzüklerin Efendisi’nde She-Lob karakteriyle yer edinecektir. 15 Şubat 1896 tarihinde Arthur Reuel Tolkien ölünce Mabel, oğulları John ve Hilary’i de alarak İngiltere’ye döner.<span id="more-631"></span><br />
1900 senesindeyse yazarın ve kardeşlerinin hayatlarını değiştiren bir şey yaşanır. Tolkien artık Roma Katolik Kilisesi’nin bir üyesidir ve bir Katolik olarak yetiştirilir. Elbette bu da bizim okuduğumuz Tolkien eserlerinde büyük etki yaratacak bir şeydir. Nitekim kısa öykülerinden Niggle’ın Yaprakları, Tolkien her ne kadar alegoriye karşı olduğunu söylese de, bir Araf inancını anlatıyor gibidir.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/withEdith.jpg" rel="lightbox[631]"><img class="size-full wp-image-633 alignright" title="withEdith" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/withEdith.jpg" alt="" width="265" height="349" /></a><br />
Bolluk içinde geçmeyen bir hayat sürdüren Tolkien ve ailesi 1904 senesinde anneleri Mabel Tolkien’ın şeker hastalığından vefat etmesiyle büyük bir darbe alır. Ancak kendilerini kiliseye kabul eden Peder Francis sayesinde maddi anlamda büyük zorluklara düşmeden yaşamlarına devam ederler. Sonraları onlara bakan kişiler de değişecektir.<br />
Tolkien o yaşa kadar ciddi anlamda dilsel yetenekler gösterir. O dönem çok önemli görülen Latince ve Yunanca’yı iyi konuşabiliyordur ve diğer dillerde de oldukça başarılıdır. Sırf eğlence olsun diye kendi dilini yapmaya başlar. İlerideki başarısı büyük ölçüde buna dayanacaktır.<br />
Yaşanılan tüm bu olayların üzerine genç Ronald açısından daha da kafa karıştırıcı bir şey yaşanmak üzeredir. Tolkien’ın kaldığı yatılı odalarda Edith Bratt isimli genç bir kadın yaşamaktadır. Tolkien 16’yken o 19 yaşındadır. Fakat iyi arkadaş olurlar ve sonunda bu ilişkileri daha da derinleşir. Fakat Peder Francis duruma müdahale eder ve en az üç sene boyunca, 21 yaşına gelene kadar Edith’le görüşmesini yasaklar. Ronald bu yasağa uyar ve Exeter College’a okumaya gider. Burada 1913 senesine kadar klasikler, eski İngilizce, Germanik diller (özellikle Gotik), Galce ve Fince alanlarında çalışır. Aldığı notlar doğrultusunda alanını klasiklerden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne çevirir. Bulduğu eski İngilizce çalışmalar, pek çok yapıtını etkileyecektir.<br />
Bu sırada sevgilisi Edith de Katolik olur ve Warwick’e taşınır. İkili yakınlaştıkça dünya ülkeleri birbirine nefret duymaya başlar. Sonunda Ağustos 1914’te dünya savaşı patlak verir.<br />
Çoğu insanın aksine Tolkien savaşla beraber hemen orduya yazılmaz. Oxford’a döner ve Haziran 1915’te diplomasını alır. Bu sırada şiir çalışmaları, dil üzerine yaptığı araştırmalar da sürmektedir (Yarattığı Quenya dili büyük ölçüde Fince’den etkilenmiştir). Ancak nihayetinde savaşa gitmek zorundadır ve Batı Cephesi’nde savaşa katılmadan önce 22 Mart 1916 tarihinde Edith’le evlenir. Birkaç ayını siperlerde geçirdikten sonra ‘siper humması’ olduğu söylenir ve İngiltere’ye geri yollanır. Hastanede ve onun ardından evinde geçirdiği dönemde, belki de yitirdiği tüm dostlarının anısına, hikâyelerini şekillendirmeye başlar. Bu hikâyeler, o yaşarken basılamamış olan Kayıp Öyküler’de yerini alır. Silmarillion’daki Elf ve Cücelerin öyküleri de burada ilk hâlini almaya başlar. Bunların yanı sıra kendi yaratısı olan diller ve dillere destan Lúthien’le Beren’in öyküsü de bu dönemde biçim kazanır. Beren’in Silmarillion’da Lúthien’i gördüğü sahne, Edith’le ormanda yaptıkları bir yürüyüş sonucu ortaya çıkar. Tolkien bu iki karakterini öyle benimsemiştir ki kendini Beren, eşi Edith’i de Lúthien olarak görmektedir. Bu dönemde ilk çocukları John Francis Reuel doğar.<br />
Bir yandan sözlük çalışmaları içinde olan Tolkien, Leeds Üniversitesi’nde yardımcı profesörlük alanında başvuruda bulunur ve kabul edilir. Burada E.V. Gordon’la beraber Sir Gawain ve Yeşil Şövalye’nin (İngiliz yazını ve Arthur efsanelerinin en önemli örneklerinden biri) yeniden yazımını tamamlar ve Kayıp Öyküler’e devam ederken Elfçe dilini keşfeder. 1920 ve 24 senelerinde Tolkien’ın Michael Hilary Reuel ve Christopher Reuel isimli iki çocuğu dünyaya gelir. 1925 senesinde Oxford Üniversitesi Anglo-Sakson bölümünde açık olunca burada göreve getirilir.<br />
<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/x885.jpg" rel="lightbox[631]"><img class="size-full wp-image-634 alignleft" title="x885" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/x885.jpg" alt="" width="149" height="225" /></a>Nadiren çıkardığı akademik çalışmaları oldukça etkili olmuştur. Ancak akademik anlamda çok da göze batan bir yaşamı olmamıştır. Keza özel yaşantısı da bundan çok farklı değildir. 1929 senesinde Tolkien’ın tek kız çocuğu Priscilla dünyaya gelir. Bununla da beraber Tolkien çocukları için bir şeyler yazmaya başlar. Noel Baba’nın ağzından onlara yazdığı mektuplar, daha sonra bir araya getirilip basılır. Fakat Tolkien için asıl dönüm noktalarından biri, Oxford Üniversitesinden arkadaşlarıyla kurduğu edebiyat topluluğu The Inkling’in oluşumudur. Bu topluluğun üyeleri arasında Messrs Coghill, Dyson, Owen Barfield, Charles Williams ve hepsinden öte C.S. Lewis bulunmaktadır. Lewis, Tolkien’ın en iyi arkadaşlarından biri olmuştur. Grup üyeleri sıklıkla bir araya gelir, konuşur, içer ve yapım aşamasındaki çalışmalarını birbirleriyle paylaşırlar.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/illustrated_hobbit.jpg" rel="lightbox[631]"><img class="size-full wp-image-635 alignright" title="illustrated_hobbit" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/illustrated_hobbit.jpg" alt="" width="233" height="300" /></a><br />
Bu sırada Tolkien mitolojisini ve dillerini geliştirmeye devam etmektedir. Bir gün, sınav sonuçlarını okurken boş bir kâğıda Hobbit kitabının ilk cümlesini yazar. Sonra tam da Tolkien’ın yapacağı tarzda bir şey olduğu üzere o hobbitin kim olduğunu, nerede yaşadığını, neye benzediğini bulmaya çalışır. Bu araştırmasından bir hikâye doğar ve 1936 senesinde öykünün tamamlanmamış bir metni yayınevlerinden birine gönderilir. Tamamlanan öykü 1937 senesinde Hobbit adıyla basılır. Silmarillion’un beklenmeyen başarısızlığına rağmen Tolkien Yeni Hobbit’i yazmaya karar verir ve böylece Yüzüklerin Efendisi serisi başlar. Tam 16 senelik bir çalışma sonucu ortaya çıkan Yüzüklerin Efendisi, üç kitap hâlinde basılır. Görünen o ki hem yazar hem de yayınevleri, bu eseri fazlasıyla hafife almışlardır.<br />
Yüzüklerin Efendisi kısa sürede halkın arasında yayılır. Kimileri olumlu (W.H. Auden ve C.S. Lewis) kimileri olumsuz (E. Wilson, E. Muir, P. Toynbee) eleştirilerde bulunur. Fakat kimse Yüzüklerin Efendisi’nin bir kült, insanların yeni ‘İncil’ adını verdikleri bir fenomen olmasını engelleyemez. Öyle ki insanlar Frodo’nun görevi tamamlayıp tamamlayamadığını öğrenmek için telefon açar, Balrogların kanatları hakkında soru sormak için mektuplar yollar. Sonunda Tolkien Edith’le birlikte Bournemouth’a taşınmak zorunda kalır. Fakat bu sırada yalnızca Tolkien değil, fantastik edebiyat alanı gelişmiştir ve kelimenin tam anlamıyla havalanıyordur. Tabii bu başka bir yerde, başka bir zaman anlatılması gereken bir öykü.<br />
Yüzüklerin Efendisi’yle ortaya çıkan tüm karmaşaya rağmen Tolkien 1925 senesiyle ölümü arasındaki dönemde pek çok farklı eser yayınlamıştır. ‘The Monsters and the Critics and Other Essays’, ‘Tom Bombadil’in Maceraları’, ‘Hamlı Çiftçi Giles’ve ‘Niggle’ın Yaprakları’ bunlardan birkaçıdır. Tolkien’ın ölümü, bu yayınları yalnızca ufak ölçüde yavaşlatır. Uzun süredir beklenilen Silmarillion, Christopher Tolkien’ın editörlüğünde 1977 senesinde yayınlanır. 1980 senesinde yine Christopher, babasının tamamlayamadığı öykülerini derleyerek yayınlar. Yayınevleri, bu romanların gördüğü ilgiye şaşırır ve bu piyasaya girme riskini alır. Christopher Tolkien’ın editörlüğünde çıkan on iki ciltlik Orta Dünya tarihi başarılı bir girişim olarak kendini gösterir.<br />
<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/grave.jpg" rel="lightbox[631]"><img class="size-full wp-image-636 alignleft" title="grave" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/grave.jpg" alt="" width="295" height="220" /></a>Dönelim Tolkien’a. 1959 senesinde emekli olup görevinden ayrılan Tolkien, Bournemouth’da huzurlu bir şekilde yaşar. Eşi Edith 22 Kasım 1971 tarihinde vefat eder ve kısa süre sonra Ronald Oxford’a dönerek çalışmalarını sürdürür. 2 Eylül 1973 tarihinde de kendisi vefat eder. Edith’le beraber tek bir mezarda, Wolvercote Mezarlığı’na gömülür. İkilinin efsanesi mezar taşlarında dahi yazar: <em>Edith Mary Tolkien, Lúthien, 1889-1971 / John Ronald Reuel Tolkien, Beren, 1892-1973</em>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/kutlu-diyar%e2%80%99in-beren%e2%80%99i-jrr-tolkien.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan Hafızası Nasıl Çalışır?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 15:38:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[algılama]]></category>
		<category><![CDATA[anı]]></category>
		<category><![CDATA[bellek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin hücresi]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza teknikleri]]></category>
		<category><![CDATA[hatıra]]></category>
		<category><![CDATA[hatırlama]]></category>
		<category><![CDATA[insan beyni]]></category>
		<category><![CDATA[insan hafızası]]></category>
		<category><![CDATA[kısa süreli hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[sensör evre]]></category>
		<category><![CDATA[uzun süreli hafıza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=625</guid>
		<description><![CDATA[Hafızanız hakkında ne kadar çok şey bilirseniz onu nasıl geliştirmeniz gerektiğini de o kadar iyi bilirsiniz. Bu yüzden de hafızanızın nasıl işlediğini anlatan bu yazıda kendiniz için yeterli bilgi bulabileceğinizi düşünüyoruz.
Bebeğinizin ilk ağlayışı&#8230; Büyükannenizin yaptığı kurabiyelerin tadı&#8230; Okyanus esintisinin kokusu. Bunlar hayatınızın devam eden tecrübelerini oluşturan hatıralardır. Size kendinizi anlatırlar. Tanıdığınız insanlarlayken ve yerlerdeyken bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Homer_remembering.jpg" rel="lightbox[625]"><img class="size-full wp-image-626     alignleft" title="Homer_remembering" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Homer_remembering.jpg" alt="" width="335" height="429" /></a>Hafızanız hakkında ne kadar çok şey bilirseniz onu nasıl geliştirmeniz gerektiğini de o kadar iyi bilirsiniz. Bu yüzden de hafızanızın nasıl işlediğini anlatan bu yazıda kendiniz için yeterli bilgi bulabileceğinizi düşünüyoruz.</p>
<p>Bebeğinizin ilk ağlayışı&#8230; Büyükannenizin yaptığı kurabiyelerin tadı&#8230; Okyanus esintisinin kokusu. Bunlar hayatınızın devam eden tecrübelerini oluşturan hatıralardır. Size kendinizi anlatırlar. Tanıdığınız insanlarlayken ve yerlerdeyken bu anılar geçmişinizle şimdiniz birbirine bağlar, geleceğinizin iskeletini oluşturur. Yani bizi biz yapan şey hatıralarımızdır.</p>
<p>Çoğu insan hatırlar sahip oldukları bir şeymiş gibi konuşur. İyi görmeyen gözleri ya da güzel saçları gibi. Fakat hafıza vücudunuzun bir parçası gibi varlığını sürdürmez. Dokunabileceğiniz bir şey değildir. Hafıza, hatırlama sürecine işaret eden bir kavramdır.</p>
<p>Geçmişte çoğu uzman hafızayı, içinde bilgilerin saklandığı ayrı hafıza dosyaları gibi anlatmayı severdi. Diğerleriyse hafızayı, insan kafasının altında bulunan nöral süperbilgisayarlara benzetiyordu. Fakat bugün uzmanlar, hafızanın bundan çok daha karmaşık ve anlaşılmaz olduğuna, beynin tek bir noktasında bulunmadığına ve beynin genelinde gerçekleşen bir süreç olduğuna inanıyor.<span id="more-625"></span></p>
<p>Bu sabah kahvaltıda ne yediğinizi hatırlıyor musunuz? Aklınıza yalnızca bir tabak içinde peynir zeytin geliyorsa bunu sıra dışı bir nöral yoldan çekip almamışsınız demektir. Bu anı, son derece karmaşık bir yapıcı gücün, her birimizde varolan ve beyne yayılmış ağ biçimli hücrelerden gelen bambaşka izlenimleri bir araya getiren bir gücün sonucudur. ‘Hafızanız’ her biri anıların yaratılması, depolanması ve yeniden hatırlanması konusunda farklı roller oynayan bir sistemler grubundan oluşur. Beyin bilgiyi normal olarak işledikten sonra tüm bu farklı sistemler mükemmel bir biçimde birlikte çalışarak bağlı düşünceleri oluşturur.</p>
<p>Tek bir anı gibi görünen şey, aslında karmaşık bir yapıdır. Eğer bir nesneyi düşünürseniz (örneğin kalem diyelim) beyniniz bu nesnenin adını, biçimini, fonksiyonunu ve sayfaya değdiğinde çıkardığı sesi hatırlayacaktır. Bir kalemin nasıl olduğuna dair anıların her bir parçası, beynin farklı bölgelerinden gelir. Kalemin bütüncül olarak imgesi, beyin tarafından farklı bölgelerden aktif olarak yeniden yapılandırılır. Nörologlar, bu bölümlerin tutarlı bir bütün oluşturmak üzere nasıl bir araya geldiklerini henüz anlamaktadır.</p>
<p>Bisiklete biniyorsanız bisikleti nasıl kullandığınızın hatırası, bir dizi beyin hücresinden gelir. Buradan başka bir adrese nasıl gittiğinizin hafızası başka bir hücreden gelir. Bir araba tehlikeli biçimde size yaklaştığında hissettiğiniz korku hafızası da başka bir hücreden gelir. Fakat farklı farklı gerçekleşen bu zihinsel tecrübeleri siz hiç fark etmezsiniz. Zaten bu anıların beynin başka bölgelerinden geldiğini de bilmezsiniz. Çünkü bir arada çok güzel bir uyum içinde çalışırlar. Aslına bakılırsa uzmanlar nasıl hatırladığınız ve nasıl düşündüğünüz arasında kesin bir farklılık olmadığını bile söylüyor.</p>
<p>Elbette bu bilim adamlarının sistemin nasıl işlediğini tam olarak buldukları anlamına gelmez. Hâlâ hatırlama işini tam olarak nasıl gerçekleştirdiklerini ya da hatırayı çağırma sürecinde neler olduğunu anlayabilmiş değiller. Beynin hatıraları nasıl düzenlediği ve bu hatırların nereden alınıp nerede depolandığına dair araştırmalar, onlarca yıldır beyin araştırmacıları için bitmek bilmeyen bir konu olmuştur. Fakat bilinçli tahminler yürütebilecek kadar bilgi vardır. Hafıza süreçleri kodlamayla başlar, depolamayla sürer ve sonunda da geri getirme gerçekleşir.</p>
<p><strong>Hafıza Kodlama</strong></p>
<p>Hafızanın oluşturulmasında ilk adım kodlamadır. Bu, kökenini duyulardan alan ve algıyla başlayan biyolojik bir fenomendir. Örneğin âşık olduğunuz ilk kişinin hatırasını düşünün. O kişiyle karşılaştığınızda görsel sisteminiz büyük olasılıkla göz ve saç rengi gibi fiziksel özellikleri kaydetmiştir. İşitsel sisteminiz de gülüşlerinin tınısını almış olabilir. Büyük olasılıkla kokuları da aklınızda yer edindi. Dokunuşlarını hissetmiş bile olabilirsiniz. Bu ayrı duyguların her biri beynin bu algıları tek bir tecrübe altında, o kişiye ait tecrübeniz altında toplamasını sağlayan beyin çıkıntısı isimli kısmına gider.</p>
<p>Uzmanlar, frontal korteks adı verilen beynin bir başka kısmıyla beraber beyin çıkıntısının bu çeşitli sensör girdileri analiz etmekle ve hatırlanmaya değer olup olmadığına karar vermekle yükümlü olduğuna inanıyor. Eğer öylelerse uzun dönemli hafızanızın bir parçası olabiliyorlar. Daha önce de belirtildiği üzere bu farklı bilgi parçaları, beynin farklı bölgelerinde depolanıyor. Bu parçaların daha sonra nasıl tanımlanıp geri getirildiği ve tutarlı bir hafıza oluşturduğuysa henüz bilinmiyor.</p>
<p>Hafıza algıyla başlasa da elektrik ve kimya dili kullanılarak kodlanır ve depolanır. Çalışma biçimi de şudur: Sinir hücreleri, sinir kavşağı adı verilen bir noktada diğer hücrelerle bağlanır. Beyindeki tüm faaliyetler, mesajlar taşıyan elektrikli dürtülerin hücreler arasındaki boşluklardan atladığı bu sinir kavşaklarında olur.</p>
<p>Bir nabzın bu boşluktan elektrikle atımı, sinir taşıyıcısı (nörotransmitter) adı verilen kimyasal ileticilerin salınımını tetikler. Bu sinir taşıyıcıları hücreler arasındaki boşluklarda dağılarak kendilerini yakınlardaki hücrelere bağlarlar. Her bir beyin hücresi, buna benzer binlerce bağlantı kurarak tipik bir beyne yaklaşık 100 trilyonluk sinir kavşağı verebilir. Bu elektrikli dürtüleri algılayan beyin hücresi kısımlarına dendrit adı verilir. Dendritler, yakınlardaki beyin hücrelerine ulaşabilen beyin hücresi tüyleridir.</p>
<p>Beyin hücreleri arasındaki bağlantı kesin değildir. Sürekli değişir. Beyin hücreleri, farklı bilgi işleme türlerinde uzmanlaşan gruplar hâlini alarak bir ağ içinde çalışır. Bir beyin hücresi bir diğerine sinyal gönderirken ikisi arasındaki sinir kavşağı kuvvetlenir. Aralarındaki sinyal gönderisi ne kadar artarsa bağ da o kadar artar. Böylece her yeni tecrübeyle beyniniz fiziksel yapısını yavaşça değiştirir. Aslında beyninizi nasıl kullandığınız, beyninizin nasıl organize olacağına karar vermesinde yardımcı olur. Bilim adamlarının yoğrukluk adını verdiği bu esneklik sayesinde beyniniz hiç hasar almamış gibi kendini yeniden programlayabilir.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/memory2.jpg" rel="lightbox[625]"><img class="size-full wp-image-628 alignleft" title="memory2" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/memory2.jpg" alt="" width="259" height="321" /></a>Dünyayı öğrenip deneyimledikçe ve sinir kavşaklarıyla dendritlerde değişimler yaşandıkça beyninizde daha fazla bağ yaratılır. Beyin tecrübelerinize bir cevap olarak kendini tekrar tekrar düzenler; tecrübe, eğitim ya da çalışmayla ortaya çıkan dış girdilerin etkileriyle tetiklenerek hatırları oluşturur.</p>
<p>Bu değişimler kullanımla güçlenir ve siz yeni bilgiyi öğrenip tekrar ettikçe beyinde karmaşık bilgi ve hafıza devreleri yapılanır. Örneğin bir şarkıyı arka arkaya çalarsanız belli hücrelerin belli bir sırayla canlandırılması, bu canlandırmanın daha sonraları kolayca yapılmasını sağlar. Sonuç: O şarkıyı çalmada daha başarılı olursunuz. Daha hızlı ve daha az hatayla çalarsınız. Yeterince pratik yaparsanız mükemmel denilecek seviyeye ulaşırsınız. Fakat birkaç hafta çalışmaya ara verir, sonra da şarkıyı çalmaya kalkarsanız artık mükemmel olmadığınızı fark edebilirsiniz. Beyniniz, kısa bir süre önce çok iyi bildiğiniz bir şeyi unutmaya başlamıştır bile.</p>
<p>Bir hafızayı hiç silinmeyecek biçimde kodlamak için öncelikle dikkat vermelisiniz. Her zaman her şeye dikkat edemeyeceğinizden günlük karşılaştığınız şeylerin çoğu bir filtreden geçer ve yalnızca birkaç uyarıcı bilincinize geçer. Farkına vardığınız her şeyi hatırlıyor olsaydınız hafızanız daha sabah evden çıkmadan ağzına kadar dolardı. Bilim adamlarının emin olmadığı şey, uyarıcının sensör girdi evresinde mi yoksa beyin onun önemini algıladıktan sonra mı denetlendiği. Bilinen şeyse bilgiye verilen dikkatin hatırlama konusunda en önemli faktörü oluşturuyor olabileceği.</p>
<p><strong>Kısa ve Uzun Süreli Hafıza</strong></p>
<p>Bir hatıra oluşturulduğunda depolanması gerekir (ne kadar kısa olsa da). Çoğu uzman, hatırları üç biçimde sakladığımızı söyler: Önce sensör evrede, sonra kısa süreli hafızada, nihayetinde de (bazı hatıralar için geçerlidir) uzun süreli hafızada. Her şeyi beynimizde depolama ihtiyacı duymadığımızdan insan hafızasının farklı evreleri, bizi günlük olarak karşılaştığımız bilgi selinden koruyacak bir filtre görevi görür.</p>
<p>Hatıraların yaratılışı algıyla başlar. Algı sırasında bilginin işlenmesi, genelde saniyenin çok küçük bir parçası kadar süren kıs asensör evrede gerçekleşir. Görsel biçimler, ses ya da dokunma gibi bir algının uyarıcı geldikten bir süre sonra daha devam etmesine izin veren şey sensör hafızanızdır.</p>
<p>Bu ilk parıltıdan sonra algılanan his kısa süreli hafızada depolanır. Kısa süreli hafızanın oldukça sınırlı bir kapasitesi vardır. Aynı anda yirmi ya da otuz saniyeliğine yediden fazla bilgiyi tutamaz. Çeşitli hafıza stratejileri kullanarak bu kapasiteyi artırabilirsiniz. Örneğin 8005840392 gibi on haneli bir sayı kısa süreli hafızanız için çok uzun olabilir. Fakat telefon numarasıymış gibi bölümlere ayrıldığında 800-584-0392 siz telefon açana kadar kısa süreli hafızanızda kalabilir. Aynı şekilde bu numarayı kendinize tekrar ederek de kısa süreli hafıza saatini yeniden başlatma işlemini durdurabilirsiniz.</p>
<p>Önemli bilgiler yavaş yavaş kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya aktarılır. Bilgi ne kadar sık tekrarlanır ya da kullanılırsa uzun süreli hafızaya geçmesi ya da ‘kalması’ ihtimali o kadar fazla olur (Bu yüzden ders çalışmak insanların sınavlarda daha iyi sonuçlar almasını sağlar). Sınırlı olan, hızla kaybolan sensör ve kısa süreli hafızaların aksine uzun süreli hafıza, sınırsız ölçüde bilgiyi sonsuz bir zaman diliminde saklayabilir.</p>
<p>İnsanlar, önceden bildikleri bir şeylerle ilgili bilgileri daha kolay saklama eğilimindedirler, çünkü bu bilgi onlara daha çok şey ifade eder ve zaten uzun süreli hafızalarında bulunan bir bilgiyle zihinsel bağlantısını kurabilirler. Bu sebeple de ortalama bir hafızası olan biri belli bir konu hakkında daha derin bilgiler anımsayabilir.</p>
<p>Çoğu insan uzun süreli hafızayı genel olarak ‘hafıza’yı düşünürken kullanır. Ancak çoğu uzman, bilginin önce sensör ve kısa süreli hafızalardan geçmesi gerektiğini, sonra uzun süreli hafıza olarak saklanabileceğini söyler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/insan-hafizasi-nasil-calisir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En İlginç Yaratılış İnanışları</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/en-ilginc-yaratilis-inanislari.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/en-ilginc-yaratilis-inanislari.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 15:38:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çin medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[hindu inanışı]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[hz adem]]></category>
		<category><![CDATA[ilk insan adem]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[islamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[pandora]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış efsaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[yunan mitolojisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=618</guid>
		<description><![CDATA[
İnsanlığın her zaman merak ettiği ve çözmeye çalıştığı bir konudur yaratılış. Varlığından daha yüce bir şeyin olduğuna inanma ve etrafında olup bitene bir mantık katabilme ihtiyacının bir karışımıdır bu. İnsan bunu bireysel olarak nasıl yaşarsa uluslar da aynı süreçten geçerek bir anlamlandırma çabasına girer. İşte o noktada da yaratılış mitleri çıkar. Dünyanın her yanında farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/creation.jpg" rel="lightbox[618]"><img class="size-full wp-image-619 aligncenter" title="creation" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/creation.jpg" alt="" width="400" height="321" /></a></p>
<p>İnsanlığın her zaman merak ettiği ve çözmeye çalıştığı bir konudur yaratılış. Varlığından daha yüce bir şeyin olduğuna inanma ve etrafında olup bitene bir mantık katabilme ihtiyacının bir karışımıdır bu. İnsan bunu bireysel olarak nasıl yaşarsa uluslar da aynı süreçten geçerek bir anlamlandırma çabasına girer. İşte o noktada da yaratılış mitleri çıkar. Dünyanın her yanında farklı bir yaratılış efsanesi bulunur. Bunu kültür farklılıklarına bağlayabileceğimiz gibi dönemsel parametrelerle de bağdaştırabiliriz.<span id="more-618"></span></p>
<p>Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Çin’de yaratılış hikâyeleri çeşitlidir. Fakat en yaygın olarak bilinen efsane günümüz okumalarında üretkenlik sembolü olarak görülen yumurtayla başlar. Ne var ki burada yumurta siyahtır. Taocu rahiplerin anlattığı hikâyeye göre bu bahsedilen yumurtanın içinden Pangu isimli tanrı çıkmıştır. Doğumu sırasında Pangu yumurtayı ikiye ayırır. Beklenileceği üzere yukarıda kalan kısım gökyüzünü, aşağıda kalan kısımsa yeryüzünü oluşturur. Tanrı Pangu bir insan misali büyüdükçe gökyüzü ve yeryüzü arasındaki mesafe artar. Nihayet tanrı öldüğündeyse vücudunun farklı kısımları yeryüzü şekillerini yaratır. Böylece yeryüzü bilindiği biçimini alır. Budizm inancındaki iç ahlaka karşılık olarak yaratılış efsanesinde bir tanrıdan çıkan çoklukla karşı karşıya kalmamız bakış açısındaki değişime dair bir işaret olabilir.</p>
<p>Hinduların oluşumu da benzer şekilde çok eskilere, ilk çağlara kadar dayanır. Aslına bakılırsa bu iki Doğu medeniyeti (ve İran medeniyeti de) dünya tarihinde ve her anlamdaki gelişmelerde büyük rol oynamıştır. Öyleyse Hinduların da yaratılış efsanesine bir göz atmak gerekebilir. Hindular kainatın tek bir büyük gücü olduğuna inanır ve bu gücün de tanrı olduğunu söylerler. Ancak bu tanrıdan da yine çokluk çıkmaktadır çünkü pek çok farklı biçimlerde görülebilmektedir. Yani diğer tanrı ve tanrıçaların biçimine girmesi şaşırtıcı bir durum olmaz. Belki de buna bağlı olarak Hinduizm’de pek çok farklı yaratılış hikâyesi vardır. Bunlardan birine göre, bildiğimiz zaman başlamadan önce ne gökyüzü, ne yeryüzü ne de aralarındaki boşluk vardır. Hiçliğin kıyılarını dev, karanlık bir okyanus yıkar. Bu sularda da büyük bir kobra bulunmaktadır. Lord Vishnu da bu uçsuz bucaksız yerdedir ve güçlü yılan onu izlemektedir. Vishnu huzurlu biçimde uyurken derinlerden Aum isimli bir mırıltı gelerek etrafı titretmeye başlar. Aum büyür ve yayılır, boşlukları doldurur, enerjiyle çarpar. Gece bitmiştir artık. Vishnu uyanır ve şafak sökerken Vishnu’nun göbeğinden muhteşem bir nilüfer çiçeği çıkar. Açan çiçeğin ortasında Vishnu’nun hizmetkârı Brahma vardır. Lord’unun emirlerini bekler. Vishnu zamanın geldiğini söyleyince yaratılış süreci başlar. Suların üzerinden bir rüzgâr geçer, Vishnu ve yılan yok olur. Brahma çiçeğin içinde kalmıştır. Kollarını kaldırarak rüzgârı ve okyanusu sakinleştirir, nilüferi üçe ayırır. Ayrılan parçalardan birini gökkubeye, birini yeryüzüne doğru uzatır. Sonuncusuyla da göğü yaratır. Çıplak olan yeryüzü için yine Brahma çalışır. Canlı bitkileri yaratır ve onlara duygu verir. Daha sonra hayvanları yaratır. Kuşlara uçma, balıklara denizde kalabilme özelliği verir. Kısa süre içinde yeryüzü yaşamla ve Brahma’nın yarattıklarının sesiyle dolar. Bu mit, daha sonra ismini bulacak olan animistik inançla ilgili de bir ipucu verir. Tahmin edin neden. Hani şu nazar değmesin diye vurduğumuz tahta var ya, aslında onun sebebi, tam da Brahma’nın duygu verdiği ağaçlardan kaynaklanmaktadır. Çıkış noktası tam olarak bu mit olmasa da, doğadaki şeylerin birer tanrı gibi güç sahibi olduğuna dair inanış öyle kanıksanmıştır ki tahtaya (ağaca) her üç kere vuruşumuzda aslında tanrıların bizi duyup ‘nazardan’ korumasını bekleriz.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Creation_of_Light.png" rel="lightbox[618]"><img class="size-full wp-image-620 alignleft" title="Creation_of_Light" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Creation_of_Light.png" alt="" width="243" height="305" /></a>Bir de kapı komşumuz olan dünyanın en eski medeniyetlerinden Yunanlıların yaratılışı yorumlama biçimi var. Herkesçe bilinen Yunan mitolojisine göre başlangıçta kaos, boşluk vardır. Bu boşlukta var olan tek şeyse siyah kanatları olan Nyx isimli kuştur. Kuş, rüzgârla beraber altın bir yumurta verir ve çağlar boyu bu yumurtanın üzerinden kalkmaz. Nihayet yumurtanın içinde hayat kıpırtıları kendini gösterir ve içinden Eros, aşk tanrısı çıkar. Kabuğun üst kısmı yükselerek gökyüzünü, alt kısmı da inerek yeryüzünü oluşturur. Eros gökyüzüne Uranus, yeryüzüne de Gaia adını verir ve bu ikisini birbirlerine âşık eder. İkisinin çocukları ve torunları olur. Çocuklarının bazıları, kendi çocuklarındaki güçten korkar. Kronus, kendini korumak amaçlı daha bebeklerken kendi çocuklarını yer. Ancak eşi Rhea, en küçük bebeklerini saklar. Onun yerine Kronus’a bir kundağa sarılı taş verir. Saklanan çocuk Zeus’tur ve büyüyünce annesinin öğrettiği biçimde babasını kandırarak kardeşlerini kurtarır. Böylece Zeus önderliğindeki çocuklarla baba arasında bir savaş başlar. Gençler bu savaşı kazanır ve Gaia’da hayat başlar, Uranus’e yıldızlar dolar. Yeryüzünün insan eksiğiyse meşhur Pandora mitiyle kapatılır.</p>
<p>Elbette semavi dinlerde de bir yaratılış inancı vardır ve bunlar kutsal kabul ettikleri kitaplarda belirtilir. Örneğin Hristiyanlar tüm evrenin altı günde yaratıldığı ve yedinci günde tanrının dinlendiği inancındadırlar. Bu yüzdendir ki haftanın son günü olarak kabul ettiğimiz Pazar onların ilk günü ve dinlenme günüdür. Oluşumsa tanrının ruhuyla gerçekleşir. Tanrı şekilsiz bir boşluk olan karanlığı sözle (logos) biçimlendirir. “Işık olsun” der ve gün yaratılır. Diğer yaratılar da aynı yolla vücut bulur. Yahudi (ki Hristiyanlık ve İslamiyet de buradan gelmektedir) ve İslam inançları da Hristiyanlıktan farklı değildir. Hepsinde yaratılış tek ve güçlü bir Tanrı (Allah ya da Yahova) tarafından yapılır ve Adem ilk peygamber olarak kabul edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/insanlar/en-ilginc-yaratilis-inanislari.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Hakkında 25 Gerçek</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/gezi/turkiye-hakkinda-25-gercek.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/gezi/turkiye-hakkinda-25-gercek.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2010 15:52:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[baklava]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[efendim]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek]]></category>
		<category><![CDATA[gelenekler]]></category>
		<category><![CDATA[görücü usulü]]></category>
		<category><![CDATA[hindi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet öz]]></category>
		<category><![CDATA[noel baba]]></category>
		<category><![CDATA[salon]]></category>
		<category><![CDATA[türk kahvesi]]></category>
		<category><![CDATA[türk lokumu]]></category>
		<category><![CDATA[türk mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[türk yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[türkler]]></category>
		<category><![CDATA[türkler ve]]></category>
		<category><![CDATA[türklerin tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayan türkler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=611</guid>
		<description><![CDATA[Her şey bizim için olacak değil ya! Türkiye hakkında bizim bildiğimiz fakat yabancılara tuhaf gelen gerçekleri paylaştık.

1. Noel Baba Türkiye’de yaşamıştır ancak Türkler Noel’i kutlamaz.
2. Kişi başına en çok cami düşen ülke Türkiye’dir.
3. Türkler her öğünde ekmek yer.
4. Amerikalılar’ın aksine çoğu Türk (evet çoğu demek zorundayız) makarnayla ekmek yemez.
5. Türkler telefonu ‘Efendim?’ diyerek açar. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey bizim için olacak değil ya! Türkiye hakkında bizim bildiğimiz fakat yabancılara tuhaf gelen gerçekleri paylaştık.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-612 aligncenter" title="made_in_turkey_trans" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/made_in_turkey_trans.gif" alt="" width="284" height="270" /></p>
<p>1. Noel Baba Türkiye’de yaşamıştır ancak Türkler Noel’i kutlamaz.</p>
<p>2. Kişi başına en çok cami düşen ülke Türkiye’dir.</p>
<p>3. Türkler her öğünde ekmek yer.</p>
<p>4. Amerikalılar’ın aksine çoğu Türk (evet çoğu demek zorundayız) makarnayla ekmek yemez.</p>
<p>5. Türkler telefonu ‘Efendim?’ diyerek açar. Bu ifade yabancılara özellikle tuhaf gelmektedir çünkü kelime kökeni ‘efendi’ bir tür hiyerarşi belirtir.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/made_in_turkey_trans.gif" rel="lightbox[611]"><span id="more-611"></span></a></p>
<p>6. Türklerin yüzde 99’u Müslüman’dır ancak çok zengin bir Hristiyan mirasları vardır.</p>
<p>7. Çoğu Türk günde 10 ya da belki daha fazla bardak çay içer.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/turkish_tea.jpg" rel="lightbox[611]"><img class="size-full wp-image-613 aligncenter" title="turkish_tea" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/turkish_tea.jpg" alt="" width="356" height="224" /></a></p>
<p>8. Türkiye’de salon diye bir kavram vardır ve bu salonda evin en güzel eşyaları olur. Yalnızca misafirler geldiğinde bu odaya girilir.</p>
<p>9. Türkiye’de görücü usulü evlilik oldukça sık rastlanan bir şeydir.</p>
<p>10. Türkiye’nin yüzde üçü Avrupa’dadır. Geri kalan yüzde 97’siyse Asya’nın bir parçasıdır.</p>
<p>11. Türkçe eklemeli bir dildir, yani kelime kökleri pek çok ek alarak alabildiğine uzatılabilir. Örneğin İngilizce’de ‘I will be able to come’ şeklinde söyleyebileceğiniz ifade Türkçe’de ekler sayesinde yalnızca tek bir cümlede ‘Gelebileceğim’ şeklinde söylenir. Türkçe’deki en uzun kelimenin ‘Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?’ olduğu söylenir. Bu kelimeyi İngilizce’de söylemek şu kadar uzundur: ‘You are said to be one of those that we couldn&#8217;t manage to convert to a Czechoslovak.’</p>
<p>12. Türkçe’de lion kelimesinin karşılığı aslandır.</p>
<p>13. Jelibon, Türk lokumundan yola çıkılara yapılmış bir Amerikan şekerlemesidir.</p>
<p>14. Türkiye’nin sınırında sekiz ülke ve üç deniz vardır.</p>
<p>15. Türkler çok misafirperver insanlardır. Size tamamen yabancı birinin gelip konuşmaya başlaması, hatta çaya davet etmesi sıra dışı bir durum değildir.</p>
<p>16. Baklava, şiş kebap, biber dolması, kabak, yaprak sarması, pirinç pilavı, zeytin, pek çok taze meyve ve sebze&#8230; Türklerin muhteşem bir mutfağı vardır.</p>
<p>17. Türkiye’de yaklaşık 70 milyon insan vardır. Bu California (Amerika) nüfusunun tam iki katıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/vali.jpg" rel="lightbox[611]"><img class="size-full wp-image-614 aligncenter" title="vali" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/vali.jpg" alt="" width="350" height="263" /></a></p>
<p>18. Bob Dylan Türk kökenlidir ve kendi programını götüren Dr. Mehmet Öz (kendisi ünlü kadın programı sunucusu Oprah Winfrey’nin programında sıklıkla çıkmaktadır) Türk’tür.</p>
<p>19. Maraş dondurmasını hayatınızda hiç yemediyseniz muazzam kelimesinin anlamını tam olarak biliyorsunuz denilemez. Nasıl ya da nedendir bilinmez fakat (elbet formülü vardır) bu dondurma çok kalın olur ve kesmek için bıçağa bile ihtiyaç duyulabilir. Bu muhteşem dondurma için muazzam kelimesi bile az kalıyor olabilir.</p>
<p>20. Türkiye’de muhteşem Roma kalıntıları bulunmaktadır.</p>
<p>21. Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’nda olduğuna inanılmaktadır.</p>
<p>22. Tüm dünyada yapılmış ilk kilise (Antakya’daki St.Peter’s Kilisesi) Türkiye’dedir. İncil’de adı geçen yedi kilisenin hepsi de Türkiye’de yer almaktadır.</p>
<p>23. Hollandalılara meşhur lalelerini Türkler vermiştir.</p>
<p>24. Bir daha mochanızı yudumlarken bunu kesinlikle hatırlamalısınız. Avrupa’ya kahveyi tanıtan Türkler’dir.</p>
<p>25. Ve Türklerin belki de en büyük sorunlarından biri. Türkiye’nin isimlendirilmesinden sonra ismini alan Amerikan kuşu ‘turkey’ (hindi) ufak bir kimlik karmaşasına sebep olmaktadır. Türkiye’de çulluk adı verilen, hindiye benzer fakat daha küçük bir kuş bulunmaktadır. Amerika’nın keşfinden çok zaman önce İngiliz tüccarlar çulluğu keşfetmiş ve bu lezzetli kuşu İngiltere’ye ihraç etmeye başlamışlardı. Ülkede kuş gittikçe yaygınlaştı ve Türkiye’den geldiği için ‘Türk kuşu’ ya da kısaca turkey (hindi-Türkiye) denilmeye başlandı. İngilizler Amerika’ya geldiklerinde gerçek hindiyle karşılaştılar ve bunu çullukla karıştırıp ona da turkey adını verdiler. Böylece hindinin adı da turkey olarak kalmış oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/gezi/turkiye-hakkinda-25-gercek.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rastgele Gerçekler Listesi</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 16:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[atlar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[gizli gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkındaki]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[köpekler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[rüya yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[rüyalar]]></category>
		<category><![CDATA[sevgililer]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yunuslar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç rastgele gerçek duymaya ne dersiniz? Hepsi farklı konulardan hepsi de çok ilginç!
- Çoğu at 25 ile 30 sene arasında yaşadığı hâlde kayıtlardaki en yaşlı at İngiltere’de doğmuş olan Yaşlı Billy. Billy, 62 yaşına kadar yaşadı. Bir atın hayatının ilk senesi insanın 12 senesine, ikinci senesi insanın 7 senesinde, sonraki üç sene ise dörder seneye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-604     alignleft" title="horse" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/horse.jpg" alt="" width="218" height="246" />Birkaç rastgele gerçek duymaya ne dersiniz? Hepsi farklı konulardan hepsi de çok ilginç!</p>
<p>- Çoğu at 25 ile 30 sene arasında yaşadığı hâlde kayıtlardaki en yaşlı at İngiltere’de doğmuş olan Yaşlı Billy. Billy, 62 yaşına kadar yaşadı. Bir atın hayatının ilk senesi insanın 12 senesine, ikinci senesi insanın 7 senesinde, sonraki üç sene ise dörder seneye eşit. Buna dayanarak Yaşlı Billy’nin yaklaşık 173.5 at yılı yaşadığını söylemek mümkün.</p>
<p>- Atların çok gelişmiş beş duyusu vardır: Tat alma, dokunma, işitme, koklama ve görme. Aynı zamanda enigmatik bir altıncı hisleri daha vardır ve bu, yüksek algıdır. Yüksek algı, insanlarda çok nadir görülür.</p>
<p>- Edebiyat, sanat ve rüya teorilerinde at çoğunlukla farklı anlamlara gelen bir semboldür. Kimi yerlerde güç ya da güzellik, kimi yerlerdeyse cinsel yeterlilik olarak dahi görülebilir. Atın renginin de pek çok sembolik anlamı vardır (siyah: gizem, tehlike; beyaz: doğum haberi) ve İncil’de Mahşerin Dört Atlısının renkleri bizzat verilir (beyaz, kırmızı, siyah ve renksiz at).<span id="more-603"></span></p>
<p>- Atlar, insan sesindeki duyguları ayırt edebilir.</p>
<p>- Antik Yunan’da bir yunus balığını öldürmek, dine küfür olarak görülüyordu ve ölümle bile cezalandırılabiliyordu. Yunanlılar yunuslara hieros ichthys ‘kutsal balık’ adını veriyorlardı. Aynı zamanda güneş tanrısı Apollo da Parnassus Dağı’nda Delphi kehanetini gördüğünde bir yunus kılığına girmiştir.</p>
<p>- Pliny, Heredot, Aelian ve Aristoteles gibi ünlü filozoflar, yunusların şefkatli, dost canlısı ve hatta ahlaklı doğalarından bahseder.</p>
<p>- Yunus balığının dişleri çiğnemek için değil yakalamak içindir. Çiğnemelerini sağlayacak çene kasları bulunmaz.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dolphin.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-605 alignright" title="dolphin" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dolphin.jpg" alt="" width="284" height="214" /></a></p>
<p>- Bazı yunuslar altmış kelimeye kadar anlama kapasitesine sahiptir ve bu da 2000 kadar cümle oluşturur. Aynı zamanda bilinçli olduklarına dair belirtiler de gösterirler.</p>
<p>- Bir yunusun ciğerindeki tek bir tatlı kaşığı dolusu su bile onu boğmaya yeter. İnsanın boğulması içinse ciğerinde altı tatlı kaşığı kadar su olması gerekir.</p>
<p>- Yunuslar insanlar gibi otomatik olarak nefes almaz ve genel anestezi geçirirlerse ölürler. Uykuları sırasında suyun yüzeyinde olmalıdırlar, havadelikleri açıkta kalmalıdır. Yunuslar tetikte olmak ve nefes alabilmek için uykularında beyinlerinin yalnızca yarısını kapatır.</p>
<p>- Antik Mısırlılar köpeklerine son derece saygı duyarlardı. Bir köpek öldüğünde sahipleri kaşlarınız kazıtıyor, saçlarına çamur sürüyor ve günlerce yüksek sesle yas tutuyorlardı.</p>
<p>- Köpek yavruları sezaryenle doğarsa ve anneye verilmeden önce temizlenirse bazen anneleri tarafından reddedilir.</p>
<p>- Bir köpeğin yüz şekli ne kadar ömrü olacağına delalettir. Keskin, belirgin yüzleri olup kurtları andıranlar daha fazla yaşar. Bulldog gibi düz yüzleri olanlarsa çoğunlukla daha az yaşarlar.</p>
<p>- Platon, “Bir köpekte filozof ruhu vardır,” demiştir.<br />
- Rönesans döneminde bağlılık ve sadakat sembolü olan detaylı köpek portreleri, tüm Avrupa’da mitolojik, alegorik ve dinî sanatta kendini gösteriyordu. Bunların arasında Leonardo da Vinci, Diego Velázquez, Jan van Eyck ve Albrecht Durer de var.</p>
<p><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dogs_63.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-606 alignleft" title="dogs_63" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/dogs_63.jpg" alt="" width="242" height="180" /></a>- Köpek yavruları kör, sağır ve dişsiz doğar.</p>
<p>- Harry Potter filmlerinde Mızmız Myrtle’ı canlandıran oyuncu aslında 37 yaşında ve bir Hogwarts öğrencisini oynayan en yaşlı aktrist.<br />
- Pek çok antik kültür, elmayı feminen bir sembol olarak görmüştür ve dikey olarak ikiye kesilmiş bir elmayı kadınların genital sistemine benzetmiştir. Aynı şekilde yatay olarak kesilmiş bir elma da iyi ve kötü arasındaki farkı anlamada önemli bir faktör olarak görülen pentagrama benzetiliyordu.</p>
<p>- Öpüşme hareketinin, annelerin sütten kesilme dönemlerinde çocuklarına çiğnedikleri katı gıdaları ağızdan vermeleriyle ortaya çıktığı söylenir.</p>
<p>- Eski dünyada taze süt içmek bir lüks olarak görülüyordu çünkü sütün saklanması çok zordu.</p>
<p>- Koku, yemeklere lezzetini veren en önemli şeydir. Tat, doku ve görüntü katkısı bu kadar büyük önem taşımaz. İnsanlar 20,000 farklı kokuyu ayırt edebiliyor.</p>
<p>- Mısır üzerindeki bir dizide eşit sayıda tane bulunur.</p>
<p>- Yaklaşık 27 milyon Amerikalı her gün McDonalds’ta yemek yiyor.</p>
<p>- Kadınlar şarabın etkisine erkeklerden daha açıktır ve bunun kısmî sebebi kadınların mide zarlarında alkolü düzgün biçimde katalizlemek için ihtiyaç duyulan enzimlerden daha az olmasıdır.</p>
<p>- Oenofobi, yoğun bir şarap korkusu ya da nefretidir.</p>
<p>- Hamile kadınlar çoğunlukla ilk üç aylık dönemlerinde başlayan yüksek koku duyarlığını tecrübe ederler. Kimi uzmanlar buna vücudun hamile bir kadını fetüs için zararlı yiyecekleri fark edebilmek için verdiği bir özellik gözüyle bakar.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/corn.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-607 alignright" title="corn" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/corn.jpg" alt="" width="262" height="192" /></a></p>
<p>- Pek çok kadın hamilelikleri döneminde yaşadıkları hormonal değişimlere ve ekstra vitamin tüketimine bağlı olarak daha kalın ve parlak saçlara sahip olur. Hamilelikte edinilen yeni saç hacmi, doğumdan üç ay sonra genelde dökülür.</p>
<p>- Mezuniyet, evlilik, yeni bir iş gibi pozitif olaylar bile depresyona sebep olabilir.</p>
<p>- Erkekler depresyonu kadınlardan genel olarak daha farklı yaşar ve başedebilme yolları da daha değişiktir. Örneğin kadınlar bu dönemde kendilerini çaresiz hissederken erkekler sinirlidir. Kadınlar kendilerini dinleyecek birilerini isterler, erkeklerse sosyal olarak içlerine kapanıp vahşi ya da hiddetli olabilirler.</p>
<p>- Yaşlı insanların beyni kimyasal anormalliklere karşı daha hassas olduğundan depresyon geçirme olasılıkları gençlere göre daha fazladır.</p>
<p>- Bilinçaltı teorileriyle psikiyatri çalışmalarında devrim yaratan Freud, depresyonun insanın kendisine çevirdiği öfkeden geldiğini farzetmiştir.<br />
- Yazar Sylvia Plath, depresyonunu koruma amacıyla hassas şeylerin üzerine kapatılan cam bir kubbe olan sırça fanusla tanımlamıştır. Bu metaforuyla hem ayrı olma hem de boğulma duygusunu anlatır. Ne başkalarının yanına gidebilmektedir ne de başkaları ona ulaşabilir.</p>
<p>- Pek çok yaratıcı birey depresyon geçirmiştir ve bunların arasında Roberth Schumann, Ludwig van Beethoven, Peter Tchikovsky, John  Lennon, Edgar Allan Poe, Mark Twain, Georgia O’Keefe, Vincent van Gogh, Ernest Hemmingway, F. Scott Fitzgerald ve Sylvia Plath da vardır.<br />
<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Depression.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-608 alignleft" title="Depression" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/Depression.jpg" alt="" width="212" height="248" /></a>- Yunanlı filozof Aristoteles beynin asıl olarak ruhu sakinleştirmek için varolduğuna inanırdı. Artık beynin vücut ve akıldaki neredeyse tüm fonksiyonları idare ettiği biliniyor.</p>
<p>- Bir erkek randevusu için ne giyeceğine karar veremiyorsa mavi giymesi onun için olumlu olabilir. Araştırmalara göre kadınlar mavi giyen erkeklere daha çok çekildiğini hissediyor.<br />
- Online randevulaşma dünyasında kadınlar seri katillerle karşılaşmaktan çok korkuyor. Erkeklerse şişman kadınlarla karşılaşmaktan korkuyor. Ann Rule’a göre erkeklerin yaklaşık yüzde 3’ü psikopat ve bunun da yalnızca ufak bir yüzdesi seri katil.</p>
<p>- Eğer bir kadın çıktığı erkekten hoşlanmışsa yaptığı esprilere sıklıkla gülecek, kendi saçıyla oynayacak, bardak gibi herhangi bir nesneyle oynayacak, iltifatlar karşısında kızarak, dudaklarını bükecek ya da buruşturacak, kelimeleri şaşıracak ve erkeğe doğru yakın duracaktır.</p>
<p>- Araştırmalara göre erkekler yalnızca üç buluşma sonunda âşık olup olmadıklarını anlarken kadınlar ancak on dördüncü buluşmadan sonra bu kararı verebiliyor.<br />
- Bilim adamları erkek ve kadınların beyinlerinin daha farklı işlediğini saptadı. Bir işle ilgilenirlerken erkekler beyinlerinin aynı anda yalnızca bir tarafını kullanıyor ve tüm dikkat ve konsantrasyonlarını ellerindeki işe veriyorlar. Oysa kadınlar beyinlerinin aynı anda iki tarafını da kullanabiliyor ve bu da onları aynı anda birkaç şey yapabilecek hâle getiriyor.</p>
<p>- İnsan aynı anda hem rüya görüp hem de horlayamaz.<br />
- Çoğumuz her doksan dakikada bir rüya görürüz ve en uzun rüyalar 30 ile 45 dakika arasında sürer. Uzun rüyalar çoğunlukla sabahları görülür.<a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/05-07-dating.jpg" rel="lightbox[603]"><img class="size-full wp-image-609 alignright" title="200170283-001" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/05-07-dating.jpg" alt="" width="191" height="219" /></a><br />
- Düşmeyle ilgili rüyalar genelde gecenin başında, uykunun birinci aşamasında gerçekleşir. Bu rüyalar sırasında sıklıkla miyoklonik çekilme adı verilen kas spazmları (kasılmaları) yaşanır ve çoğu memelide görülen bir durumdur.</p>
<p>- Kör olarak doğan insanlar rüyalarında görsel öğeler göremezler ancak yüksek hassasiyette bir tatma, dokunma ve koklama kabiliyetleri olur. Beş ile yedi yaşları arasında görme yeteneğini kaybedenler rüyalarında görsel imgeler görebilirler. Yedi yaşından sonra görme kabiliyetini kaybedenlerse rüyalarını ‘görmeye’ devam ederler ancak yaşları büyüdükçe görüntüler de solmaya başlar.</p>
<p>- Erkeklerin rüyaları çoğunlukla dışarıdadır, aksiyon odaklıdır ve kadınların rüyalarındakine nazaran daha fazla yabancı yüz içerir. Kadınların rüyalarıysa çoğunlukla iç mekanlarda geçer ve tanıdıkları, önemsedikleri insanlarla duygusal görüşmeler içerir. Erkekler kadınlara göre, asabiyet, talihsizlik ve korku, öfke, endişe, tiksinti gibi negatif duygular içeren rüyalar görür. Kadınların rüyaları daha arkadaş canlısı ve pozitiftir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/bilim/rastgele-gercekler-listesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünyanın Yedi Harikası Nedir?</title>
		<link>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/doga/dunyanin-yedi-harikasi-nedir.htm</link>
		<comments>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/doga/dunyanin-yedi-harikasi-nedir.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 16:13:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlar]]></category>
		<category><![CDATA[artemis tapınağı]]></category>
		<category><![CDATA[babil'in asma bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya harikaları]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın 7 harikası]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın yedi harikası]]></category>
		<category><![CDATA[halikarnas mozolesi]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderiye feneri]]></category>
		<category><![CDATA[keops piramidi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[rodos heykeli]]></category>
		<category><![CDATA[yedi harika]]></category>
		<category><![CDATA[yedi harika nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[zeus heykeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onemlibilgiler.com/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Orta Çağ’da dünyanın yedi harikası listesi yeniden bir araya getirilirken listeye alınan yapıların dünyanın en mükemmel mimari eserleri olduğuna inanılıyordu. Daha eski listelerde farklı yapılar da bulunuyordu ancak bunlar yok edildi, kayboldu ya da değiştirildi. Tarihçi ve şair Antipater, bugün hâlâ varolan listedekilere benzer yedi yapı ekledi ancak onun listesinde İskenderiye Feneri yerine  Babil Duvarları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Çağ’da dünyanın yedi harikası listesi yeniden bir araya getirilirken listeye alınan yapıların dünyanın en mükemmel mimari eserleri olduğuna inanılıyordu. Daha eski listelerde farklı yapılar da bulunuyordu ancak bunlar yok edildi, kayboldu ya da değiştirildi. Tarihçi ve şair Antipater, bugün hâlâ varolan listedekilere benzer yedi yapı ekledi ancak onun listesinde <span id="more-592"></span>İskenderiye Feneri yerine  Babil Duvarları vardı. Dünyanın Yedi Harikası listesinde şu yapılar bulunuyor:</p>
<p>- Keops Piramidi</p>
<p>- Rodos Heykeli</p>
<p>- İskenderiye Feneri</p>
<p>- Babil’in Asma Bahçeleri</p>
<p>- Olimpos’taki Zeus Heykeli</p>
<p>- Halikarnas Mozolesi</p>
<p>- Efes’teki Artemis (Diana) Tapınağı</p>
<p>Bu yapıların seçimi hem mimarîleri hem de mühendislikteki mükemmelikleri sebebiyle yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/keops.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-593 aligncenter" title="keops" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/keops.jpg" alt="" width="343" height="222" /></a></p>
<p style="text-align: left;">1. Keops Piramidi: Bu yapı, bugün hâlâ var olup dünyanın yedi harikası listesinde bulunan tek yerdir. Şu an Kahire, Mısır’ın bir parçası olan eski Keops kentinde yapılandırılmıştır. Çoğunlukla bu ifadeyle tüm piramitlerin kastedildiğine inanılır ancak yalnızca Keops Piramidi dünyanın yedi harikasından biri olarak gösterilmektedir. Bu yapı, Mısır firavunu Khofu (Keops) tarafından yatacağı son yer olarak inşa edilmiştir. Bugün piramit Keops Platosu bölgesinde diğer piramitler ve Sfenks’le turistik bir alanda bulunmaktadır. Yapıldığı sırada bu piramit yaklaşık 146 metre uzunluğundaydı. Seneler içinde yukarıdan yaklaşık 9 metresi aşındı. Bu piramitte her biri iki tondan daha ağır olan iki milyon taş kullanıldı. Piramidin içinde gömü odalarına giden ve buralardan çıkan karmaşık koridorlar ve sütunlar var. Piramitlerin gözlemevleri ya da tapınaklar olarak yapıldığına dair pek çok teori bulunmaktadır. Ancak çoğunluğun kabul ettiği sonuç, tüm piramitlerin Mısır kralları ve ailelerinin sonraki hayatlarının başlangıcına kadar kalabilecekleri mezarlar olarak yaratıldığıdır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/rodos1.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="alignnone size-full wp-image-595" title="rodos" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/rodos1.jpg" alt="" width="319" height="228" /></a></p>
<p>2. Rodos Heykeli: Bu dev heykel yıkılmadan önce yalnızca 56 yıl ayakta kalabildi. Yapı yaklaşık olarak 33 metre uzunluğundaydı ve Yunanistan’daki Rodos Adası limanının girişinde yer alıyordu. Heykelin liman üzerinde iki bacağı açık pozisyonda durduğu yaygın bir inançtır ancak heykelin büyüklüğü ve limanın girişine dayalı olarak yapılan modern araştırmalar bunun doğru olmadığını göstermektedir. Asıl yapının tamamlanması 12 seneyi buldu ve M.Ö. 282’de bitirildi. M.Ö. 226’da kuvvetli bir deprem hem kenti hem de heykeli sarstı ve dev heykeli dizinden itibaren kırdı. Mısır’dan III. Ptolemy, Rodoslu insanlara heykelin restorasyonunun yapılması için para teklif etti ancak heykelin yapılmasını yasaklayan bir kahine danışıldıktan sonra insanlar bu işle ilgilenmeye yanaşmadı. Arap istilacılar kalan parçaları saklayıp M.S. 654’te satana kadar heykel enkaz hâlinde kaldı. Heykelin asıl biçimi ve görünümünü gösteren çizimler kalmadıysa da pek çok sanatçı heykelin bir çizimini yapmıştır. Yapıyla ilgili olarak alt kısmının beyaz mermer, demir ve taştan bir çerçeveyle yapıldığı biliniyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/halikarnas.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-596 aligncenter" title="halikarnas" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/halikarnas.jpg" alt="" width="349" height="299" /></a></p>
<p>3. Halikarnas Mozolesi: Halikarnas Mozolesi M.Ö. 350 yıllarında bugün bizim Bodrum dediğimiz (Halikarnas) güney bölgemizde yapılmıştır. Yapı, Karyalı Kral Massollos tarafından ölümünden sonra eşi ve kendisinin mezarı olarak kullanılması için inşa ettirilmiştir. Mozolenin uzunluğu 42 metreydi ve her boyuttan insan ve hayvan işlemeleriyle süslenmişti. Tasarım mimarlar Satyrus ve Pythias tarafından yapılmış, işlemelerse Bryaxis, Leochares, Scopast ve Timotheus’un elinden çıkmıştı. Onların her biri dört duvarından yapımından sorumluydu. Mozole 1600 sene boyunca ayakta kaldı ancak büyük bir depremle çatısı ve sütunları zarar gördü. On beşinci yüzyılın başlarında bölge istila edilince yapı tekrar zarar gördü. Bu sefer mozolenin taşlarıyla dev gibi bir kale yapıldı. Bu kale Bodrum’da hâlâ yerini korumaktadır. Mozole yapısının tek kalıntısı temelidir. Mozoleden kurtarılan bazı heykelcikler, Londra, İngiltere’deki British Museum’da sergilenmektedir. Mezar yeri anlamıyla anılmaya başlanılan mozole terimi, ismini Kral Massollos’tan alır. Kendisi bu yedinci harikayı son dinlenme yeri olarak yaptırmıştır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/artemis.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-597 aligncenter" title="artemis" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/artemis.jpg" alt="" width="393" height="280" /></a></p>
<p>4. Efes’teki Artemis Tapınağı: Artmesi Tapınağı, ülkemizdeki Efen antik kentinde yer almaktadır. M.Ö. 550 senesinde tanrıça Artemis(Diana) adına yapılmış ve hem dinî bir tapınak hem de Pazar yeri olarak kullanılmıştır. Bu tapınak baba-oğul mimarlar olan Chersiphron ve Metagenes tarafından tasarlanmıştır. Çini kaplı ahşap çatısıyla bu mermer yapı, dev bir bahçeye bakıyordu. Tapınakta zamanın en hünerli sanatçıları tarafından yapılmış heykel ve resimler bulunuyordu. Temeli yaklaşık 60 metreye 120 metreydi ve kolonları da 12’ye 18 metreydi. M.Ö. 356’da tapınak yakıldı. O dönem aynı temel üzerinde restore edildi ancak ikinci heykel de M.S. 262’de yine bir yangınla kül oldu. Sonrasında yeniden bir restorasyon işlemi yapılmadı. Tapınağın birkaç kalıntısı bugün Londra, İngiltere’deki British Museum’da sergilenmekte.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/zeus.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-598 aligncenter" title="zeus" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/zeus.jpg" alt="" width="269" height="396" /></a></p>
<p>5. Olimpos’taki Zeus Heykeli: Olimpia’daki Zeus heykeli, Yunan heykelciliğinin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. M.Ö. 457 senesinde heykeltıraş Phedias tarafından Olimpos antik kentinde (Atina, Yunanistan) inşa edilmiştir. Burası orijinal Olimpiyat oyunlarının yapıldığı bölgeydi. Heykelin uzunluğu 12 metre kadardı ve altın rengi cüppesiyle sağ elinde Zeus’un elçisi Nike (zafer) işaretini yapan tanrı Zeus’u tahtında gösteriyordu. Heykel, Zeus Tapınağı’nın içine yapılmıştı. M.S. I. yüzyılda Roma imparatoru Caligula, heykelin Roma’ya taşınmasını emretti. Ancak heykeli nakletmek için kullanılan yapı iskelesi yetersiz kalıp çökünce bu teşebbüs başarısızlığa uğradı. M.S. 351’de Olimpiyat oyunları pagan inancı sebebiyle yasaklandı ve Zeus Tapınağı kapatıldı. Bu dönemde heykel bir grup zengin Yunanlı tarafından Konstantinopolis’e taşındı ve M.S. 462’ye kadar orada kaldı. Daha sonra yangınla yok oldu. Tapınağın olduğu bölgede yalnızca birkaç yıkık kolon durmaktadır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/iskenderiye.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-599 aligncenter" title="iskenderiye" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/iskenderiye.jpg" alt="" width="280" height="295" /></a></p>
<p>6. İskenderiye Feneri: Pharos Feneri’nden İskenderiye Feneri, M.Ö. 270 senesinde inşa edilmiştir. İskenderiye, Mısır limanındaki Pharos adasında bulunmaktadır. Mimar Sostratus bu feneri Kral II. Ptolemy saltanatında tasarlamıştır. Fenerin uzunluğu yaklaşık 121 metreydi ve doruk noktasında bir Poseidon heykeli vardı. 1500 seneden fazla bir süre için fener denizcilere kılavuzluk etti ve yedi harikanın en son kaybolanı oldu. Fenerin en üstünde bir ayna gün içinde güneş ışığını yansıtıyordu. Geceleriyse dev bir ateş denizcileri yönlendiriyordu. Fenerin yansımasının kıyıdan 56 kilometre uzaktan dahi görülebildiği söylentileri vardır. 1303 ve 1323 senelerinde gerçekleşen iki deprem, fenere kötü biçimde zarar vermiştir. 1480’de fenerin taş ve mermerleri, fenerin olduğu yere dikilen bir kale için kullanılmıştır.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/babil.jpg" rel="lightbox[592]"><img class="size-full wp-image-600 aligncenter" title="babil" src="http://www.onemlibilgiler.com/wp-content/uploads/2010/01/babil.jpg" alt="" width="388" height="251" /></a></p>
<p>7. Babil’in Asma Bahçeleri: Babil’in Asma Bahçeleri’yle ilgili olarak pek çok çelişkili ifade vardır. Bazı tarihçiler bu harikanın var olduğundan dahi şüphe duyar ve eski hikâyecilerin bir uydurması olduğunu düşünür. Tahminen M.Ö. 600’de kurulan bu bahçelerin aynı zamanda buranın sulanması içinde kullanılan Fırat Nehri’nin doğu kıyısında olduğu söylenir. Bu bölge bugün Bağdat, Irak olarak bilinmektedir. Aynı zamanda Kral Nebukadnezar’ın egzotik ağaçlar ve yeşillikleri çok seven en beğendiği eşi için bu bahçeleri yaptırdığı da söylenir. Asma Bahçeleri çoğunlukla içinde her türlü egzotik bitkiyle çiçeğin yetiştirildiği birkaç teraslı ve şelalesi olan yerler olarak resmedilir. Bu bölgeye aynı zamanda egzotik hayvanların da ithal edildiğine inanılmaktadır. Bahçelerin varlığına inananlar arasında boyutu konusunda hâlâ bir anlaşmazlık vardır ancak pek çok eski Yunan yazması, bahçelerin 37 metre kare olduğunu ve uzunluklarının da 30 metreye ulaştığını söyler.       <strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onemlibilgiler.com/index.php/doga/dunyanin-yedi-harikasi-nedir.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
