Kutlu Diyar’ın Beren’i: JRR Tolkien

Özellikle Türkiye’deki büyük çoğunluğun ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesiyle tanıdığı ünlü İngiliz yazar John Ronald Reuel Tolkien, tüm dünyada yankı uyandıran bir seriyi ve aynı derecede önemli romanları, kısa öyküleri yazmakla kalmamış, dönemin edebiyat çemberine oldukça yabancı olan bir türü, bambaşka bir dünyayı da yaratmıştır. Oxford Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olarak yaşamını sürdüren Tolkien, The Inklings adını verdikleri ve içinde C.S. Lewis’in de bulunduğu edebiyat grubundan savaşta geçirdiği döneme, ailesiyle olan ilişkilerinden hayata bakışına her şeyiyle, kristalleşmiş tüm bilinenleri kırmayı başarmıştır ve bu ‘değişim’ yolculuğuna da dille başlar. Bizim için onu tanımaksa belki biraz daha baştan, onun geldiği yerden başlamalıdır.
Tolkien’ın baba tarafı Sakson göçmenidir ancak yazarın doğumundan yüz elli yıl önce Anglikanlaştırılmışlardır. 1890’da daha iyi bir iş bulma umuduyla Güney Afrika’ya yerleşen babası bankacı Arthur Tolkien, burada İngiliz kökenli Mabel Suffield’la evlenir. John Ronald Reuel Tolkien da burada, Bloemfontein, Güney Afrika’da 3 Ocak 1892 tarihinde doğmuştur. Afrika’yla ilgili çok fazla anısı olmasa da o günleri yeterli ölçüde Tolkien’ın eserlerine yansımıştır. Örneğin büyük tüylü bir örümcekle yaşadığı karşılaşma, daha sonra Yüzüklerin Efendisi’nde She-Lob karakteriyle yer edinecektir. 15 Şubat 1896 tarihinde Arthur Reuel Tolkien ölünce Mabel, oğulları John ve Hilary’i de alarak İngiltere’ye döner.
1900 senesindeyse yazarın ve kardeşlerinin hayatlarını değiştiren bir şey yaşanır. Tolkien artık Roma Katolik Kilisesi’nin bir üyesidir ve bir Katolik olarak yetiştirilir. Elbette bu da bizim okuduğumuz Tolkien eserlerinde büyük etki yaratacak bir şeydir. Nitekim kısa öykülerinden Niggle’ın Yaprakları, Tolkien her ne kadar alegoriye karşı olduğunu söylese de, bir Araf inancını anlatıyor gibidir.
Bolluk içinde geçmeyen bir hayat sürdüren Tolkien ve ailesi 1904 senesinde anneleri Mabel Tolkien’ın şeker hastalığından vefat etmesiyle büyük bir darbe alır. Ancak kendilerini kiliseye kabul eden Peder Francis sayesinde maddi anlamda büyük zorluklara düşmeden yaşamlarına devam ederler. Sonraları onlara bakan kişiler de değişecektir.
Tolkien o yaşa kadar ciddi anlamda dilsel yetenekler gösterir. O dönem çok önemli görülen Latince ve Yunanca’yı iyi konuşabiliyordur ve diğer dillerde de oldukça başarılıdır. Sırf eğlence olsun diye kendi dilini yapmaya başlar. İlerideki başarısı büyük ölçüde buna dayanacaktır.
Yaşanılan tüm bu olayların üzerine genç Ronald açısından daha da kafa karıştırıcı bir şey yaşanmak üzeredir. Tolkien’ın kaldığı yatılı odalarda Edith Bratt isimli genç bir kadın yaşamaktadır. Tolkien 16’yken o 19 yaşındadır. Fakat iyi arkadaş olurlar ve sonunda bu ilişkileri daha da derinleşir. Fakat Peder Francis duruma müdahale eder ve en az üç sene boyunca, 21 yaşına gelene kadar Edith’le görüşmesini yasaklar. Ronald bu yasağa uyar ve Exeter College’a okumaya gider. Burada 1913 senesine kadar klasikler, eski İngilizce, Germanik diller (özellikle Gotik), Galce ve Fince alanlarında çalışır. Aldığı notlar doğrultusunda alanını klasiklerden İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne çevirir. Bulduğu eski İngilizce çalışmalar, pek çok yapıtını etkileyecektir.
Bu sırada sevgilisi Edith de Katolik olur ve Warwick’e taşınır. İkili yakınlaştıkça dünya ülkeleri birbirine nefret duymaya başlar. Sonunda Ağustos 1914’te dünya savaşı patlak verir.
Çoğu insanın aksine Tolkien savaşla beraber hemen orduya yazılmaz. Oxford’a döner ve Haziran 1915’te diplomasını alır. Bu sırada şiir çalışmaları, dil üzerine yaptığı araştırmalar da sürmektedir (Yarattığı Quenya dili büyük ölçüde Fince’den etkilenmiştir). Ancak nihayetinde savaşa gitmek zorundadır ve Batı Cephesi’nde savaşa katılmadan önce 22 Mart 1916 tarihinde Edith’le evlenir. Birkaç ayını siperlerde geçirdikten sonra ‘siper humması’ olduğu söylenir ve İngiltere’ye geri yollanır. Hastanede ve onun ardından evinde geçirdiği dönemde, belki de yitirdiği tüm dostlarının anısına, hikâyelerini şekillendirmeye başlar. Bu hikâyeler, o yaşarken basılamamış olan Kayıp Öyküler’de yerini alır. Silmarillion’daki Elf ve Cücelerin öyküleri de burada ilk hâlini almaya başlar. Bunların yanı sıra kendi yaratısı olan diller ve dillere destan Lúthien’le Beren’in öyküsü de bu dönemde biçim kazanır. Beren’in Silmarillion’da Lúthien’i gördüğü sahne, Edith’le ormanda yaptıkları bir yürüyüş sonucu ortaya çıkar. Tolkien bu iki karakterini öyle benimsemiştir ki kendini Beren, eşi Edith’i de Lúthien olarak görmektedir. Bu dönemde ilk çocukları John Francis Reuel doğar.
Bir yandan sözlük çalışmaları içinde olan Tolkien, Leeds Üniversitesi’nde yardımcı profesörlük alanında başvuruda bulunur ve kabul edilir. Burada E.V. Gordon’la beraber Sir Gawain ve Yeşil Şövalye’nin (İngiliz yazını ve Arthur efsanelerinin en önemli örneklerinden biri) yeniden yazımını tamamlar ve Kayıp Öyküler’e devam ederken Elfçe dilini keşfeder. 1920 ve 24 senelerinde Tolkien’ın Michael Hilary Reuel ve Christopher Reuel isimli iki çocuğu dünyaya gelir. 1925 senesinde Oxford Üniversitesi Anglo-Sakson bölümünde açık olunca burada göreve getirilir.
Nadiren çıkardığı akademik çalışmaları oldukça etkili olmuştur. Ancak akademik anlamda çok da göze batan bir yaşamı olmamıştır. Keza özel yaşantısı da bundan çok farklı değildir. 1929 senesinde Tolkien’ın tek kız çocuğu Priscilla dünyaya gelir. Bununla da beraber Tolkien çocukları için bir şeyler yazmaya başlar. Noel Baba’nın ağzından onlara yazdığı mektuplar, daha sonra bir araya getirilip basılır. Fakat Tolkien için asıl dönüm noktalarından biri, Oxford Üniversitesinden arkadaşlarıyla kurduğu edebiyat topluluğu The Inkling’in oluşumudur. Bu topluluğun üyeleri arasında Messrs Coghill, Dyson, Owen Barfield, Charles Williams ve hepsinden öte C.S. Lewis bulunmaktadır. Lewis, Tolkien’ın en iyi arkadaşlarından biri olmuştur. Grup üyeleri sıklıkla bir araya gelir, konuşur, içer ve yapım aşamasındaki çalışmalarını birbirleriyle paylaşırlar.
Bu sırada Tolkien mitolojisini ve dillerini geliştirmeye devam etmektedir. Bir gün, sınav sonuçlarını okurken boş bir kâğıda Hobbit kitabının ilk cümlesini yazar. Sonra tam da Tolkien’ın yapacağı tarzda bir şey olduğu üzere o hobbitin kim olduğunu, nerede yaşadığını, neye benzediğini bulmaya çalışır. Bu araştırmasından bir hikâye doğar ve 1936 senesinde öykünün tamamlanmamış bir metni yayınevlerinden birine gönderilir. Tamamlanan öykü 1937 senesinde Hobbit adıyla basılır. Silmarillion’un beklenmeyen başarısızlığına rağmen Tolkien Yeni Hobbit’i yazmaya karar verir ve böylece Yüzüklerin Efendisi serisi başlar. Tam 16 senelik bir çalışma sonucu ortaya çıkan Yüzüklerin Efendisi, üç kitap hâlinde basılır. Görünen o ki hem yazar hem de yayınevleri, bu eseri fazlasıyla hafife almışlardır.
Yüzüklerin Efendisi kısa sürede halkın arasında yayılır. Kimileri olumlu (W.H. Auden ve C.S. Lewis) kimileri olumsuz (E. Wilson, E. Muir, P. Toynbee) eleştirilerde bulunur. Fakat kimse Yüzüklerin Efendisi’nin bir kült, insanların yeni ‘İncil’ adını verdikleri bir fenomen olmasını engelleyemez. Öyle ki insanlar Frodo’nun görevi tamamlayıp tamamlayamadığını öğrenmek için telefon açar, Balrogların kanatları hakkında soru sormak için mektuplar yollar. Sonunda Tolkien Edith’le birlikte Bournemouth’a taşınmak zorunda kalır. Fakat bu sırada yalnızca Tolkien değil, fantastik edebiyat alanı gelişmiştir ve kelimenin tam anlamıyla havalanıyordur. Tabii bu başka bir yerde, başka bir zaman anlatılması gereken bir öykü.
Yüzüklerin Efendisi’yle ortaya çıkan tüm karmaşaya rağmen Tolkien 1925 senesiyle ölümü arasındaki dönemde pek çok farklı eser yayınlamıştır. ‘The Monsters and the Critics and Other Essays’, ‘Tom Bombadil’in Maceraları’, ‘Hamlı Çiftçi Giles’ve ‘Niggle’ın Yaprakları’ bunlardan birkaçıdır. Tolkien’ın ölümü, bu yayınları yalnızca ufak ölçüde yavaşlatır. Uzun süredir beklenilen Silmarillion, Christopher Tolkien’ın editörlüğünde 1977 senesinde yayınlanır. 1980 senesinde yine Christopher, babasının tamamlayamadığı öykülerini derleyerek yayınlar. Yayınevleri, bu romanların gördüğü ilgiye şaşırır ve bu piyasaya girme riskini alır. Christopher Tolkien’ın editörlüğünde çıkan on iki ciltlik Orta Dünya tarihi başarılı bir girişim olarak kendini gösterir.
Dönelim Tolkien’a. 1959 senesinde emekli olup görevinden ayrılan Tolkien, Bournemouth’da huzurlu bir şekilde yaşar. Eşi Edith 22 Kasım 1971 tarihinde vefat eder ve kısa süre sonra Ronald Oxford’a dönerek çalışmalarını sürdürür. 2 Eylül 1973 tarihinde de kendisi vefat eder. Edith’le beraber tek bir mezarda, Wolvercote Mezarlığı’na gömülür. İkilinin efsanesi mezar taşlarında dahi yazar: Edith Mary Tolkien, Lúthien, 1889-1971 / John Ronald Reuel Tolkien, Beren, 1892-1973.

Kutlu Diyar’ın Beren’i: JRR Tolkien Hakkında Yorumlar

  1. flornet says:

    Edebiyatın Einstein’i bu adam. Saygıyla anıyoruz…

Yorum Yap